Hz. İbrahim’in ateşine su taşıyan karıncanın öyküsü, küçük bir çabanın bile insanın hangi tarafta durduğunu gösterdiğini anlatır. Ancak bugün asıl sorun, kimin hangi safta göründüğü değil, savunduğunu söylediği değerlerin arkasında gerçekten durup durmadığıdır.
Türkiye’de siyaset, ne yazık ki ilkeler üzerinden değil, herkesle uzlaşı içinde olan kişiler çoğu zaman çıkarlar, günlük hesaplar üzerinden siyaseti yürütülüyor. Dün meydanlarda söylenen sözler bugün unutuluyor, dün suçlananlar bugün muhatap alınıyor, dün savunulan değerler bugün siyasi ihtiyaçlara göre yeniden yorumlanıyor.
Oysa devlet yönetiminde ciddiyet tutarlılık, yalnızca sözle değil, uygulamayla ölçülür.
Atatürk’ün askerleri olduklarını söyleyen teğmenlerin yaşadığı süreç bunun önemli örneklerinden biridir. Cumhuriyetin kurucusuna bağlılıklarını ifade ettikleri gerekçesiyle disiplin soruşturmasına uğrayan, ordudan ihraç edilen genç subayların durumu, yalnızca bir disiplin sorunu olarak görülemez. Burada sorgulanması gereken,asıl orduda disiplinin nasıl uygulandığı kadar, hukukun, adaletin herkese eşit uygulanıp uygulanmadığıdır.
Aynı şekilde şehit ailelerinin hakları, devletin yerine getirmesi gereken temel sorumluluklardan biridir. Şehitlerin hatırası siyasi tartışmalarda kullanılacak bir araç değildir. Onların ailelerine gösterilen saygı, devletin adalet anlayışının ölçülerinden biridir.
Diğer taraftan, geçmişte terör konusunda en sert ifadeleri kullanan siyasi aktörlerin bugün İmralı üzerinden yürüyen tartışmalardaki tutumları da açıklığa kavuşturulmalıdır.
Elbette Türkiye’nin terör sorununu çözmesi, toplumsal barışı sağlaması yeni acıların önüne geçilmesi önemlidir. Ancak böylesine hayati bir konuda kapalı kapılar ardında yürütülen görüşmeler yerine, Meclis denetimin de toplumsal uzlaşmaya açıklığa, dayalı bir siyaset izlenmelidir.
Şehit ailelerinin soruları cevapsız bırakılırken, toplumun geleceğini ilgilendiren kararların yeterince açıklanmaması güven duygusunu düşündürür.
Bir başka sorun da muhalefet cephesinde yaşanan tartışmalardır.
Cumhuriyet Halk Partisi, tarihsel sorumluluğu gereği yalnızca iktidarı eleştiren bir siyasi parti olmanın ötesinde, demokratik hukuk devletinin Cumhuriyetin kuruluş değerlerini savunma iddiasındadır. Bu iddia, parti yönetimini de milletvekillerine de daha büyük bir sorumluluk yükler.
Bazı partiler içindeki sorunları açıklığa kavuşturmalıdır.
Parti içindeki para ilişkileri, milletvekilliği pazarlıkları, fon tartışmaları, çeşitli siyasi bağlantılar hakkındaki iddialar görmezden gelinemez. Yeni Parti’nin kuruluş sürecinde gündeme getirilen 350 bin dolar iddiası da bu kapsamda yeni parti bu idayı açıklığa kavuşturulmalıdır.
Bunlar henüz iddia niteliğindeyse, kimse peşinen suçlu ilan edilemez. Ancak iddiaların varlığı da açıklama yapma sorumluluğunu ortadan kaldırmaz.
Siyaset, kişisel ilişkilerin kapalı kapılar arkasında pazarlıkların alanı değildir. Bir siyasi partinin kuruluşunda para ilişkileri tartışılıyorsa, bunun cevabı suçlamaları savuşturmak değil, belgeleri ortaya koymaktır.
Aynı durum fonlarla ilgili tartışmalarda, açıklanacağı söylenen listeler için de geçerlidir. Birilerinin elinde suçlayıcı bilgiler bulunduğu söyleniyorsa, bunlar siyasi baskı aracı olarak kullanılmamalı; yetkili kurumlara sunulmalı, hukuk içinde incelenmelidir.
Çünkü hukuk, yalnızca iktidardakilerin değil, muhalefette bulunanların da uyması gereken ortak kuraldır.
Asıl sorun, kimin hangi siyasi safta bulunduğu değil, hangi ilkenin arkasında durduğudur.
Cumhuriyetçilik, gerektiğinde kendi siyasi çevresini de eleştirebilmektir. Atatürkçülük, yalnızca rozet taşımak veya resimlerini bulundurmak slogan atmak değildir. Laiklik, halk egemenliği, tam bağımsızlık ve hukuk devleti ilkelerini günlük siyasi çıkarlardan üstün tutmaktır.
İktidardakiler için başka, muhalefettekiler için başka hukuk olmaz. Birine uygulanan kural diğerine uygulanmıyorsa adaletten de söz edilemez. Devletin kurumları kişilere, partilere veya siyasi hesaplara göre değil, Anayasa’ya hukuka göre çalışmalıdır.
Karınca misali bir damla su taşımak elbette değerlidir. Fakat bugün Türkiye’nin ihtiyacı yalnızca tarafını belli eden insanlar değil, ilkelerinden vazgeçmeyen yurttaşlardır.
Çünkü Cumhuriyet, bir siyasi partinin mülkü değildir..Hiçbir iktidarın, hiçbir muhalefetin ve hiçbir kişinin çıkarına teslim edilemez.
Safımız belli olsun diyorsak, önce hukukun safında durmalıyız. Çünkü Cumhuriyet’i kurtaracak olan kişilere bağlılık değil, ilkelere bağlılıktır.