Süleyman Kılıç Yazdı: Çürüme Patlamadı, Düzen Kendini Ele Verdi!

Süleyman Kılıç Yazdı: Çürüme Patlamadı, Düzen Kendini Ele Verdi!

Süleyman Kılıç yazdı: "Türkiye’de patlayan fon skandalı, bozulmuş bir düzenin beklenmedik kazası değil, yıllardır biriken sorunların dışa vurumudur."

Türkiye’de patlayan fon skandalı, bozulmuş bir düzenin beklenmedik kazası değil, yıllardır biriken sorunların dışa vurumudur.

Bugün birkaç kişinin tutuklanmasıyla gündeme gelen olayın asıl sorusu şudur: Bu insanlar hangi düzen içinde yükseldi? Kimler tarafından önemli görevlere getirildi? Hangi ilişkiler sayesinde devletin para ve denetim mekanizmalarına kadar ulaştı?

Bu soruların yanıtı verilmeden, birkaç kişinin cezalandırılmasıyla yetinmek, sorunun üzerini örtmekten başka bir işe yaramaz.

Çünkü mesele yalnızca para değildir. Mesele, devletin kim için ve nasıl yönetildiğidir.

DEVLETİN KAPILARI KİME AÇIK?

Merkez Bankası’nda görev yapanlar, bankacılık sistemini denetleyenler, kamu sigorta kuruluşlarını yönetenler ve sermaye piyasalarında karar verenler…

Bu makamlara getirilen bazı isimlerin daha sonra aynı finansal çevrelerle ilişkili hâle gelmesi, kamuoyunun yanıt beklediği ciddi sorular doğuruyor.

Elbette bir soruşturma, tek başına suçun kanıtı değildir. Herkesin suçluluğu mahkeme kararıyla belirlenmelidir. Ancak hukuki sorumluluk ile siyasi sorumluluk aynı şey değildir.

Bir yönetici suçsuz bulunabilir. Fakat o yöneticiyi göreve getirenler, atama ölçütlerini ve denetim süreçlerini yine de açıklamak zorundadır.

Kamu görevi, iktidarın yakınlarına dağıtacağı bir ödül değildir. Devlet kurumları, siyasi sadakatin karşılığında verilen makamlar olarak görülemez.

Liyakat geri çekilip yakınlık öne çıktığında, kamu yararı da geri çekilir. Denetim zayıflar, hesap verme yükümlülüğü aşınır ve devletin olanakları belirli çevrelerin çıkarlarına açılır.

İşte asıl tehlike budur.

SERMAYE KAZANIRKEN HALK NEDEN KAYBEDİYOR?

Fon skandalını yalnızca kişilerin para ilişkileri üzerinden değerlendirmek, büyük resmi görmemektir.

Bir ülkede milyonlarca insan geçim sıkıntısı çekerken finans çevrelerinde büyük paralar dönüyorsa, yalnızca kazananların kim olduğunu değil, bu kazancın hangi ekonomik ve siyasi koşullarda ortaya çıktığını da sormak gerekir.

İşçi çalışır, üretir. Emekli yıllarca çalıştıktan sonra geçinmeye uğraşır. Esnaf borçla ayakta kalır. Gençler gelecek kurmakta zorlanır.

Peki, bütün bu emeğin yarattığı zenginlik nasıl paylaşılır?

Ekonomik düzenin temel sorunu burada ortaya çıkar. Üretimden doğan zenginlik toplumun geniş kesimlerinin yaşamını iyileştirmiyorsa, ekonomik büyümenin kime yaradığını sorgulamak gerekir.

Finansal kazançlar üretimden, istihdamdan ve toplumsal refahtan kopuyorsa, para ekonominin aracı olmaktan çıkar; kendi başına bir iktidar aracına dönüşür.

Siyasi güçle ekonomik güç birbirini beslediğinde ise bu ilişkinin bedelini toplum öder.

Bu nedenle fon skandalı, yalnızca mali bir soruşturma değildir. Aynı zamanda sermayenin devletle kurduğu ilişkinin, kamu denetiminin ve gelir dağılımının sorgulanmasıdır.

DİNİ SÖYLEM EKONOMİYİ TEMİZLER Mİ?

Bir başka çelişki de burada karşımıza çıkıyor.

Finans sisteminin güvenilirliği, hangi inanç ya da düşünce adına hareket edildiğiyle değil, hangi kurallara uyulduğuyla ölçülür.

Faizsiz finans, kendi ilkeleri ve uygulamaları olan bir alandır. Ancak bir finansal işlemin dini kurallara uygun olduğunu söylemek, onun toplumsal açıdan adil olduğunu kanıtlamaz.

Bir sistemin güvenilir olması için şeffaflık gerekir. Bağımsız denetim gerekir. Hesap verebilirlik gerekir. Kamu yararını koruyan hukuk kuralları gerekir.

Bunlar yoksa dini söylemler de ekonomik sorunları çözemez.

Ekonomik yönetim, inanç üzerinden kurulan bir güven ilişkisine bırakılamaz. Kamu kurumlarının görevi, belirli bir düşünceyi ya da çevreyi korumak değil, bütün toplumun hakkını güvence altına almaktır.

Dini söylem, ekonomik adaletin kanıtı değildir. İnanç, denetimin yerine geçmez; sadakat de liyakatin yerini tutmaz.

SEÇİMDEN KAÇMAK, HESAP VERMEKTEN KAÇMAKTIR

Ülke ekonomik sıkıntılarla boğuşurken, yolsuzluk iddiaları büyürken ve gelir dağılımı bozulurken erken seçimi gereksiz görmek, sorunu tersinden okumaktır.

Ekonominin kötüye gitmesi seçim ihtiyacını ortadan kaldırmaz. Tam tersine, iktidarın hesap verme zorunluluğunu artırır.

Elbette seçim bütün sorunları kendiliğinden çözmez. Sandığın anlamlı olabilmesi için adil seçim koşulları, bağımsız yargı, özgür basın ve güçlü denetim mekanizmaları gerekir.

Ancak demokrasi, iktidarın yalnızca istediği zaman başvurduğu bir yöntem değildir.

Halktan yetki alanlar, halka hesap vermek zorundadır. Kamu kaynaklarını yönetenler, bu kaynakları nasıl kullandıklarını açıklamalıdır. Devletin denetim kurumları, siyasi tercihlerden bağımsız çalışmalıdır.

Bunlar sağlanamıyorsa sorun yalnızca ekonomik değildir. Demokratik yönetimin kendisi de tartışma konusu hâline gelir.

SORUN KİŞİLERDEN BÜYÜK, ÇÖZÜM DÜZENİ DEĞİŞTİRMEKTE

Bugün yapılması gereken, yalnızca tutuklamaları izlemek ve yeni isimlerin ortaya çıkmasını beklemek değildir.

Asıl yapılması gereken, bu ilişkilerin hangi koşullarda kurulabildiğini ortaya çıkarmaktır.

Kamu görevlerine atamalar hangi ölçütlerle yapılıyor? Denetim kurumları görevlerini neden gerektiği gibi yerine getiremiyor? Kamu kaynakları üzerindeki kararlar kimlerin yararına alınıyor? Siyasi ve ekonomik ilişkiler nasıl denetleniyor?

Bu soruların yanıtı verilmeden, her yeni skandalın ardından birkaç kişinin hedef gösterilmesiyle yetinilecektir.

Oysa toplumun ihtiyacı, isimlerin değişmesi değil, kuralların herkese eşit uygulanmasıdır. Birkaç kişinin cezalandırılması değil, ayrıcalık düzeninin sona ermesidir. Yeni vaatler değil, bağımsız denetim ve gerçek hesap verebilirliktir.

Çünkü kamu kaynakları kimsenin özel mülkü değildir. Devlet makamları hiçbir siyasi çevrenin ganimeti olamaz. Halkın emeği de ayrıcalıklı azınlıkların servetini büyütmek için kullanılamaz.

Son söz şudur: Çürüme, yalnızca içeride biriken kirli ilişkilerin patlaması değildir. Çürüme, halkın alın teriyle yaratılan zenginliğin ayrıcalıklıların elinde toplanması ve buna devlet gücüyle göz yumulmasıdır.

Mesele birkaç kişinin düşmesi değil, onları yükselten düzenin değişmesidir. Düzen değişmedikçe isimler değişir, skandallar sürer, faturayı yine halk öder.

 

Etiketler: siyaset haberleri haberler Süleyman Kılıç

Yorumlar 0

Yorumunuz moderatör onayından sonra yayınlanacaktır.

Henüz onaylanmış yorum bulunmuyor.