Yeniden Asya!

Güneydoğu Asya’dan Doğu Akdeniz’e uzanan hat boyunca taşlar yerinden oynuyor. Batı merkezli güvenlik sistemlerinin aksadığı, herkesin kendi yolunu çizmeye çalıştığı bu yeni dönemde Ankara, stratejik otonomi arayışını "Yeniden Asya" diyerek sahaya yansıtmaya başladı.

Güneydoğu Asya’dan Doğu Akdeniz’e uzanan hat boyunca taşlar yerinden oynuyor. Batı merkezli güvenlik sistemlerinin aksadığı, herkesin kendi yolunu çizmeye çalıştığı bu yeni dönemde Ankara, stratejik otonomi arayışını "Yeniden Asya" diyerek sahaya yansıtmaya başladı. Bunun en somut ve net sonuçlarını da Güneydoğu Asya’da, ASEAN (Güneydoğu Asya Ülkeleri Birliği) coğrafyasında görüyoruz.

Türkiye’nin bölgedeki Müslüman ülkelerle (özellikle Endonezya ve Malezya ile) kurduğu yeni bağ, sadece eski dostluk mesajlarından ya da kağıt üzerindeki iyi niyet beyanlarından ibaret değil. Burada savunma sanayii diplomasisini, yüksek teknolojiyi ve bağımsız hareket etme iradesini birleştiren çok daha somut bir eksen inşa ediliyor.

Peki, sahada tam olarak ne oluyor?

Gelişmelere ASEAN penceresinden baktığımızda; Türkiye’nin attığı adımlar bölge ülkeleri için çok ciddi bir nefes alanı açıyor. Çin ile ABD arasındaki devasa güç rekabetinin ortasında sıkışıp kalmak istemeyen Güneydoğu Asya devletleri için Ankara, son derece dengeli bir üçüncü seçenek haline geldi. Ne Batı gibi sürekli şart koşup kısıtlama getiriyoruz, ne de geçici çözümler sunuyoruz. Eşit şartlarda, karşılıklı güvene dayalı bir ortaklık masaya koyuyoruz. Deniz güvenliğinden siber alana kadar genişleyen bu iş birliği, Türkiye’yi bölgede aranan, güvenilir bir aktör konumuna taşıyor.

Üstelik bu hamle sadece diplomasi masasıyla da sınırlı kalmıyor. Bölge ülkeleriyle kurulan kurumsal bağlar, ticaret yollarının emniyetinden enerji hatlarının güvenliğine kadar geniş bir alanda ortak hareket kabiliyeti yaratıyor. Ankara’nın yaklaşımı, Güneydoğu Asya’daki dostlarımıza jeopolitik fırtınalar karşısında dayanabilecekleri sağlam bir liman sunuyor.

İşin en heyecan verici ve ezber bozan tarafı ise şüphesiz Milli Muharip Uçak KAAN ve onun bölgedeki yansımaları.

KAAN projesinin Endonezya gibi bölgenin dev bir ülkesiyle 48 adetlik tedarik ve ortak üretim zemininde buluşması, sıradan bir silah satışı değildir. Bizim burada ortaya koyduğumuz fark çok net: Sadece bir uçağı satıp kenara çekilmiyoruz. Teknolojiyi paylaşıyor, mühendislik birikimini aktarıyor ve yerel sanayiyi sürecin içine katıyoruz. "Kutusunu açıp kullanın" diyen Batılı veya Çinli modellerin aksine, ortak bir gelecek inşa ediyoruz. 5. nesil bir savaş uçağını bu yaklaşımla Asya-Pasifik pazarına sunabilmek, Türkiye'yi küresel ölçekte bambaşka bir lige çıkardı.

Malezya başta olmak üzere bölgedeki diğer Müslüman ülkelerin de İHA/SİHA’larımızdan deniz platformlarımıza ve KAAN’a olan ilgisi tesadüf değil. Bölge ülkeleri kendi savunma altyapılarını güçlendirirken Türkiye'yi en güvenilir ortak olarak görüyor. İnsansız hava araçlarında yakaladığımız doktrinsel üstünlük, yerli fırkateynlerimiz, füze sistemlerimiz ve şimdi de KAAN ile tamamlanan bu teknoloji ekosistemi, bölgedeki stratejik dengeleri yeniden kuruyor. Batı'nın kaprisli ihracat prosedürlerinden ve ambargo tehditlerinden bunalan Asya başkentleri için bu tutum, tam anlamıyla hayati bir alternatif anlamına geliyor.

Elbette ki, Türkiye’nin Asya’daki bu yeni hamlesi dönemsel bir heves veya sadece bir pazar arayışı kesinlikle değil. ASEAN ile derinleşen ilişkiler ve KAAN’ın açtığı bu teknoloji kapısı, Ankara’nın çok kutuplu yeni dünya düzeninde kendi ağırlığını koyma ve bağımsız bir güç merkezi olma iradesinin en net göstergesi. Nihayetinde Türkiye, Doğu ile Batı arasında sadece bir köprü olmadığını, diplomaside ve teknolojide kendi oyununu kuran küresel bir aktör olduğunu Asya sahasında bir kez daha kanıtlıyor.

Yorumlar 1

Yorumunuz moderatör onayından sonra yayınlanacaktır.

R
Rıdvan Kadeş 1 ay önce

Bu yazıda yeni bire umut ve kalıcı bir proje mühendisliği okudum kalemine sağlık hocam