Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 9 Ekim 2026 tarihli konuşmasında, "Uluslararası hukuk askıya alınmış durumda" diyerek küresel sistemdeki adaletsizliğe dikkat çekti. Diğer yandan Avrupa Komisyonu’nun Türkiye’ye ilişkin yayımladığı son değerlendirmelerde; temel haklar, yargı bağımsızlığı ve ifade özgürlüğü başlıklarında ciddi eleştiriler yer almaya devam ediyor.
Peki, insan sormadan edemiyor: Uluslararası hukukun aksamasından şikâyet ederken, Türkiye’de hukukun üstünlüğü ne durumda?
Uluslararası hukukun çiğnenmesinden yakınmak elbette haklı ve önemlidir. Ancak hukuk, yalnızca sınırların ötesinde aranacak bir değer değildir. Hukuk, her şeyden önce insanın kendi ülkesinde hissettiği güvenin ve adaletin adıdır. Başkalarına hukuk çağrısı yaparken, kendi ülkemizdeki hukuk düzenini sorgulamak da sorumluluk sahibi her yurttaşın gereğidir.
Türkiye’de yıllardır tartışılan temel mesele tam da budur: Hukuk herkese eşit mi uygulanıyor, yoksa kişilerin siyasi konumuna göre farklı mı işliyor?
İktidardaki yönetime muhalif siyasetçiler, gazeteciler ve eleştirel ses çıkaran yurttaşlar söz konusu olduğunda yürütülen soruşturmalar ve verilen kararlar, toplumda derin soru işaretleri yaratmaktadır. Elbette her soruşturma hukuksuz, her yargı kararı siyasi değildir. Ancak asıl mesele, adaletin yalnızca tecelli etmesi değil; herkese eşit, tarafsız ve adil uygulandığına dair güvenin korunabilmesidir.
Çünkü hukuk, iktidarın elinde siyasi rakiplere karşı bir cezalandırma aracına dönüşürse hukuk devleti ilkesi ağır yara alır. Mahkeme salonlarında yalnızca kanun maddelerinin değil, toplum vicdanının da tatmin edilmesi gerekir. Bağımsız yargı, adil yargılanma hakkı ve ifade özgürlüğü, demokrasinin vazgeçilmez güvenceleridir.
Bugün sorulması gereken asıl soru açıktır: Uluslararası hukukun askıya alınmasından şikâyet edenler, kendi ülkemizde hukukun üstünlüğünü tahkim etmek için ne yapıyor?
Hukuk, yalnızca iktidardakiler veya iktidara yakın olanlar için değil, muhalifler ve rakipler için de bir güvence olmalıdır. Çünkü adaletin ölçüsü, kimin kazandığı ya da kaybettiği değil; herkesin kanunlar önünde eşit olup olmadığıdır.
Unutulmamalıdır ki hukuk, iktidarın gücünü sınırladığı ve denetlediği ölçüde değerlidir. Devleti güçlü kılan, eleştiriyi baskılamak veya susturmak değil; her türlü eleştiriye rağmen adaleti ayakta tutabilmektir.
Son söz: Uluslararası hukuk askıya alındığında dünya adaletsizleşir; ulusal hukuk güven kaybettiğinde ise yurttaşın devlete olan inancı sarsılır. Başkasına hukuk dersi vermek kolaydır; asıl mesele, hukuku kendi ülkemizde ve herkes için amasız, fakatsız güvence altına almaktır.
Çünkü adalet kimsenin siyasi kimliğine göre dağıtılamaz ve hukuk bir gün herkese lazım olur.