Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, siyasi kariyeri boyunca hem fiziki şiddet içeren ağır linç girişimlerine hem de toplumsal kutuplaşmadan beslenen ağır linç kampanyalarına maruz kalmıştır.
Bir insanın ömrüne kaç linç, kaç yumruk, kaç hain pusu sığabilir?
Bir ömür, adalet ve uzlaşı arayışının bedelini ödemekle kaç kez sınanabilir?
Kılıçdaroğlu’nun siyasi yürüyüşü, yalnızca fikirsel bir mücadele değil, fiziksel şiddetle, sistemli haysiyet cellatlığıyla ve vefasızlıkla örülmüş sarsıcı bir direniş öyküsüdür, aynı zamanda.
BEDENİNE İNEN DARBELER VE HAİN PUSULAR
Kılıçdaroğlu, ne zaman milletin birliğine ve barışına el uzatsa, karanlık odakların doğrudan hedefi haline getirildi.
8 Nisan 2014 tarihinde, TBMM’deki CHP grup toplantısına katılmak üzere koridorda yürüdüğü sırada, Orhan Öztürk adlı bir saldırgan tarafından yüzüne direkt yumruklu fiziki saldırı gerçekleştirilmişti.
Demokrasinin mabedi sayılan meclis çatısı altında kalkan o el, yalnızca Kılıçdaroğlu’nun bedenine değil, bu ülkenin uzlaşı umuduna inen bir darbeydi.
25 Ağustos 2016’da ise, Şavşat’tan Ardanuç’a giderken Kılıçdaroğlu’nun konvoyuna roketatar ve ağır makineli silahlarla terör örgütü (PKK) tarafından pusu kurulmuş, çıkan çatışmada konvoyun güvenliğini sağlayan Jandarma Er Fatih Çaybaşı şehit olmuştu.
Kılıçdaroğlu’nun yüreğine düşen o evlat acısı, kendi canına kastedilmesinden çok daha ağır bir kor gibi yaktı içini.
2016 yılında Kılıçdaroğlu’na yönelik linç eylemleri dozunu artırmış, acıyı paylaşmak için gittiği şehit cenazelerinde Kılıçdaroğlu’nun gönderdiği çelenklerin parçalanmış, kendisine doğru kurşun (mermi) fırlatılarak tehdit edilmesi gibi aşağılık gözdağı eylemleri yaşanmıştı.
21 Nisan 2019 tarihinde, Hakkâri’de şehit düşen Piyade Er Yener Kırıkcı’nın Ankara’nın Çubuk ilçesindeki cenaze törenine katılan Kılıçdaroğlu, organize hareket eden provoke edilmiş gözü dönmüş bir kalabalığın yumruklu ve tekmeli saldırısına uğramış, güvenlik amacıyla götürüldüğü evin etrafını saran kalabalıktan bazı kişilere “Yakın bu evi!” sloganları attırılmıştı.
Bir ana ocağının ortasında linç ateşiyle yakılmak istenen Kılıçdaroğlu, ancak saatler sonra zırhlı bir araçla köyden çıkarılabilmişti.
21 Nisan 2023’te seçim süreci öncesinde deprem bölgesi Adıyaman’a yaptığı ziyarette mezarlıkta ve türbe çıkışında sözlü tacize ve linç girişimine uğramıştı. Konvoydaki araçlar darp edilmiş, duası ve ziyareti güvenlik gerekçesiyle yarıda kesilmek zorunda bırakılmıştı.
RUHUNA EKİLEN ZEHİR VE SİSTEMLİ İTİBAR SUİKASTLARI
CHP lideri Kılıçdaroğlu’na yönelik fiziki saldırıların yanı sıra, siyasal söylemler ve medya üzerinden de sistemli itibar suikastları yürütülmüştür.
Kılıçdaroğlu’nun inanç kimliği hedef gösterilerek muhafazakâr ve milliyetçi seçmen nezdinde sürekli ön yargı malzemesi yapılmaya çalışıldı.
Özellikle 2023 Cumhurbaşkanlığı seçimi öncesinde gündeme getirilen inanç ve mezhep temelli linç kampanyasında işaret fişeğinin eski Pentagon personeli Michael Rubin tarafından verilmesinin ardından, sözde muhalif görünümlü gazeteciler tarafından “kazanamayacak aday” iddiası için gerekçelendirilmesi ibretlik ve unutulmaması gereken bir vefasızlıktır.
Ne hazindir ki, aynı dönemde CHP lideri kurgusal videolar, sahte montaj filmler ve ağır medya yayınları üzerinden “terörle iş birliği içinde” gibi gösterilerek kitlesel bir nefret söyleminin açık hedefi haline getiriliyordu!
SEÇİMLER SONRASINDA SAHNEYE ÇIKAN “İÇ MİHRAKLAR”
2023 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin hemen ardından, Kemal Kılıçdaroğlu bu kez CHP’yi ele geçirmek ve dizayn etmek amaçları sonradan açıkça anlaşılan CHP içindeki bazı kesimler ve sözde “muhalif kamuoyu” işbirliği ile sosyal medyada yoğun ve sistemli bir dijital linçe maruz kaldı.
Seçimin hemen ertesi günü Ekrem İmamoğlu’nun liderliğini üstlendiği ekip sözde “Değişim” çağrısıyla Kılıçdaroğlu’na yönelik iç linç kampanyasının da startını veriyordu.
Kılıçdaroğlu 13 yılda kaybedilen seçimlerin tek sorumlusu olarak ilan edildi!
CHP’nin adım adım seçmen nezdinde yükselen çizgisi, her seçimde artırılan belediye ve büyükşehir belediyeleri sayısı, artan milletvekili sayıları ve birleştirilen toplumsal kesimler bir kalemde silinip görmezden gelinerek, Kılıçdaroğlu’nun “koltuğa yapıştığı” ithamı yaygınlaştırıldı.
Bu süreçte, Kılıçdaroğlu Cumhurbaşkanlığı seçimini “içerdeki unsurlar” yardımıyla kaybettiğini anlamıştı.
Nitekim, “Sırtımdaki hançerlerle seçime girmek zorunda kaldım” sözü, bir liderin kırılan kalbinin ve uğradığı ihanetin sözcüklere dökülmüş en acı haliydi.
TESLİM OLMAYAN BİR İRADE VE SAVAŞAN BİR YÜREK
Kılıçdaroğlu'nun Ankara’da bir çalışma ofisi açması, CHP’yi ele geçirenlerin koltuklarında rahat edemeyeceklerinin de işareti oldu.
Kılıçdaroğlu adaleti savunmak için savaşacaktı!
Cumhuriyet Halk Partisi’nin kimi belediye başkanları ve üst düzey yöneticiler üzerinden kirli işlerle anılmasına itiraz eden bir video yayınlaması, Kılıçdaroğlu’na yönelik linç kampanyasında dozun artırılmasına yol açtı.
Bugün partiyi terk ederek kaçanlar, o dönemde kendisini akla ilk gelecek söylemlerle, “partinin iktidar yürüyüşüne zarar vermek” ve “iktidarın söylemleriyle paralellik kurmakla” suçladılar.
Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi'nin kararıyla, 38. Olağan Kurultay’ın şaibeler ve menfaat teminleri nedeniyle hukuken sakatlandığı tespit edilerek “mutlak butlan” ile iptal edilmesi ve Kılıçdaroğlu’nun hukuki olarak göreve iadesi kararlaştırıldı. Karar sonrası Kılıçdaroğlu, CHP içi mecralarda bu kez “sandıktan kaçarak atamayla parti yönetmeye çalışmak” ithamlarıyla karşı karşıya kaldı.
Bu da yetmeyince, dijital yayıncılar, sosyal medya fenomenleri ve troller tarafından Kılıçdaroğlu “seçimi hediye eden adam”, “muhalefetin önündeki en büyük engel” ve son olarak da “hain” ajitasyonuyla etiketlendi.
Aynı dönemde, muhalif yayın organlarının neredeyse hepsinde Kılıçdaroğlu'nun açıklamalarına ve faaliyetlerine bilinçli bir ambargo uygulandı veya haberleri yalnızca olumsuz bir parantezde ele alındı.
Hâl böyleyken, iktidara yakın yayın organlarının Kılıçdaroğlu hakkında haber yapması ise, “iktidar medyasına konuştu” şeklinde manipüle edilerek servis edildi.
HAKİKATE VE ADALETE ADANMIŞ BİR ÖMÜR
Kemal Kılıçdaroğlu, gerek görevde olduğu dönemdeki fiziki/siyasi saldırılara gerekse partisinin içinden ve kamuoyundan yükselen haksız tepkilere karşı geri adım atmayan, “Sakin ama meydan okuyan” bir savunma ve mücadele stratejisi izledi.
Kılıçdaroğlu, saldırıların ve linçlerin amacının kendisini “sistem dışına atma çabası” olduğunu biliyordu.
Yargı kararlarıyla kurultayın sakatlanmasının ardından, bugün yeniden Cumhuriyet Halk Partisi’nin başında, partisini güvenli bir limana demirlemek için mücadelesini sürdüren Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu’nun şu sözü tüm hakikati açıklamaya yetiyor: Ben bu ülkeye demokrasiyi, muhafazakarlarla helalleşmeyi ve toplumsal barışı getirmek için bedel ödedim.