BÖLGESEL JEOPOLİTİK DÖNÜŞÜMÜN TEMEL GÜCÜ TÜRKİYE

BÖLGESEL JEOPOLİTİK DÖNÜŞÜMÜN TEMEL GÜCÜ TÜRKİYE

"Terörsüz Türkiye" projesi, yalnızca ulusal sınırların emniyet altına alınması sürecini değil, Balkanlardan Kafkasya'ya ve İran-Kuzey Afrika hattını da kapsayan Ortadoğu coğrafyasında radikal bir jeopolitik ve ekonomik paradigma değişimini ifade etmektedir.

"Terörsüz Türkiye" projesi, yalnızca ulusal sınırların emniyet altına alınması sürecini değil, Balkanlardan Kafkasya'ya ve İran-Kuzey Afrika hattını da kapsayan Ortadoğu coğrafyasında radikal bir jeopolitik ve ekonomik paradigma değişimini ifade etmektedir. 

Bu vizyonun hayata geçmesi, Türkiye’nin iç barışını tahkim ederken yakın havzasındaki fay hatlarını da istikrara kavuşturacak makro düzeyde kazanımları beraberinde getirecektir.

BÖLGESEL NORMATİF AKTÖR OLARAK TÜRKİYE

Türkiye, asimetrik tehdit sarmalından tamamen sıyrılarak enerjisini, diplomatik sermayesini ve askeri kapasitesini küresel güç rekabetinde daha stratejik alanlara teksif etme imkânı bulacaktır.

Güvenlikçi politikalardan sıyrılan bir Türkiye, Ortadoğu, Kafkaslar ve Balkanlar üçgeninde kriz üreten değil, "bölgesel sahiplenme" (regional ownership) ilkesinin kurucu ve norm koyucu hamisi konumuna yükselecektir.

REFAH HAVZALARININ İNŞASI

Terörün tasfiyesiyle birlikte, savunma sanayi endeksli bütçe harcamaları yüksek teknolojiye, AR-GE’ye ve toplumsal refah yatırımlarına kanalize edilecektir.

Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinin üretim potansiyeli maksimize edilerek, sınır ticareti ve bölgesel kalkınma hamleleri hız kazanacaktır.

KOLEKTİF BÖLGESEL KALKINMANIN ÖNCÜ GÜCÜ

Türkiye’nin iç istikrarı Irak, Suriye ve İran gibi komşu aktörlerle olan ekonomik entegrasyonu da derinleştirecektir. 

Ulaştırma hatları (Kalkınma Yolu Projesi vb.) ve enerji koridorları (Hazar ve Ortadoğu hidrokarbon kaynaklarının güvenli transferi) terörün asimetrik risklerinden arınarak, bölgeyi Türkiye'nin öncülüğünde küresel sermaye için güvenli bir liman haline getirecektir.

KÜRTLER TÜRKİYE'NİN AYRILMAZ BİR PARÇASIDIR!

Kürtler, bu toprakların sonradan eklemlenmiş ya da dışarıdan ithal edilmiş bir unsuru değil, Anadolu’nun ve Türkiye Cumhuriyeti’nin ayrılmaz bir parçasıdır. 

Türkler ve Kürtler arasındaki ilişkiler, geçici bir ittifakın ötesinde, bin yılı aşan ortak bir tarihsel derinliğe ve deneyime sahip coşkunun, sosyolojik akrabalığın ve kültürel simbiyozun ürünüdür.

Kürtlerin bu coğrafyadaki varlığı, Türkiye’nin demokratik zenginliğinin, toplumsal direncinin ve tarihsel derinliğinin en güçlü sütunudur. 

Kürt meselesini silahın, çatışmanın ve dış müdahalelerin gölgesinden tamamen arındırarak hukukun ve demokratik siyasetin (TBMM) zemininde nihayete erdirmek, bu kadim kardeşlik bağını daha da güçlü kılacaktır. 

Türkiye kendi içinde bu sarsılmaz bütünlüğü ve eşit vatandaşlık hukukunu pekiştirdiği ölçüde, bölgesindeki tüm halklar için de bir ilham kaynağı ve güven şemsiyesi olmaya devam edecektir.

SURİYE'DE HUKUK DEVLETİ PROJEKSİYONU

Suriye'nin post-konflikt (çatışma sonrası) yeniden inşa sürecinde muğlak bir "eşit yurttaşlık" söyleminin ötesine geçilerek, anayasal yurttaşlık eşitliğine dayalı bir hukuk devletinin yerleşmesi, hem Suriye'nin toprak bütünlüğü hem de Türkiye ve bölge ülkeleri açısından çok boyutlu stratejik kazanımlar vadetmektedir.

Bu bağlamda;

1) Terör örgütlerinin ve ayrılıkçı paramiliter yapıların zemin bulduğu otorite boşluğu anayasal otoriteyle doldurulacaktır.

2) Suriye'nin toprak bütünlüğü güvence altına alınarak sınır güvenliği asgari maliyetle maksimize edilecektir.

3) Türkiye’nin güney sınırlarında bir "terör koridoru" oluşma riski yapısal olarak bertaraf edilecektir.

4) Hukuki öngörülebilirlik sayesinde Suriye’nin imarı ve uluslararası yatırımların önü açılacaktır.

5) Türkiye ile Suriye ve Körfez ülkeleri arasındaki lojistik hatlar, ticaret yolları ve gümrük kapıları güvenle çalışacaktır.

6) Bölgesel pazarların canlanmasıyla sınır kentlerinde ihracat odaklı ekonomik patlama yaşanacaktır.

7) Anayasal güvence alan mültecilerin ve yerinden edilmiş kitlelerin Suriye’ye gönüllü, güvenli ve onurlu geri dönüşü yapısal bir zemine kavuşacaktır.

8) Türkiye üzerindeki demografik ve sosyo-ekonomik baskı hafifleyecek ve toplumsal uyum süreçleri rahatlayacaktır.

9) Etnik ve mezhepsel kimliklerin anayasal korumaya alınması, mikro-milliyetçilik çatışmalarını bitirecektir.

10) Orta Doğu'nun çoğulcu kültürel mirası, bir çatışma dinamiği olmaktan çıkıp bölgesel yumuşak güç unsuru haline gelecektir.

PAX-MIDDLE EAST VİZYONU: OBİT 

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu tarafından önerilen ve Cumhuriyetin kurucu harcı olan Sadabad Paktı ruhunu modern jeopolitik gerçeklerle yeniden yorumlayan Orta Doğu Barış ve İşbirliği Teşkilatı (OBİT) projesi, Türkiye'nin bölgesel liderliği ile Orta Doğu'nun makro kalkınma ideali için kurumsal bir nirengi noktasıdır.

Türkiye, İran, Irak ve Suriye’nin kurucu öncülüğünde şekillenecek olan OBİT, bölge dışı küresel aktörlerin vekalet savaşları üzerinden yürüttüğü çıkar mühendisliğini sınırlandırarak, coğrafyanın kaderini otokton halkların iradesine devretmeyi amaçlıyor. 

Bu projenin Türkiye'nin liderliğine ve bölge barışına katkıları çok boyutludur:

1) OBİT, Türkiye'yi yalnızca askeri reaksiyonlar gösteren korumacı bir güç olmaktan çıkarıp, bölge merkezli bir dış politikanın ve ortak masanın kurucu mimarı konumuna getirecektir. Türkiye, komşularıyla kriz yaşayan değil, bölgesel uyuşmazlıkları tahkim mekanizmaları ve diplomasi yoluyla çözen rasyonel bir "bölgesel lider" olarak tescillenecektir.

2) OBİT bir klasik askeri savunma paktı değildir. Sınır aşan sular, göç dalgaları, radikalizm ve asimetrik terör gibi kronik kriz başlıklarını çok taraflı bir diyalog zemininde eriterek, bölgedeki tehditleri kurumsal dayanışma mekanizmalarıyla törpüleme kapasitesine sahiptir.

3) Teşkilatın getireceği güven ortamı, kurucu dört ülke arasında gümrük birliği varyasyonları, ortak organize sanayi bölgeleri ve serbest ticaret koridorlarının inşasını tetikleyecektir. Bölgesel pazarların birleşmesi ve lojistik hatların emniyete alınması, dış sermayenin bölgeye akışını hızlandırarak Orta Doğu'yu bir çatışma havzası olmaktan çıkarıp küresel bir ekonomik kalkınma merkezine dönüştürecektir.

Sonuç olarak: 

Suriye’de anayasal eşitliğe dayalı bir devletin tesisi ve komşularla kurulacak OBİT tabanlı çok taraflı kurumsal iş birliği, Türkiye'nin iç barışını küresel ve bölgesel bir refah hamlesiyle taçlandıracaktır.

Türklerin, Kürtlerin ve Arapların ortak geleceği, küresel merkezlerin hesaplarında değil, bu kurucu bölgesel akılda ve barıştadır.

Etiketler: Terörsüz Türkiye jeopolitik

Yorumlar 0

Yorumunuz moderatör onayından sonra yayınlanacaktır.

Henüz onaylanmış yorum bulunmuyor.