**CHP Genel Başkan Yardımcısı Cemal Canpolat: “Toplumsal barışı korumak, geleceğimizi korumaktır”**
CHP Genel Başkan Yardımcısı Cemal Canpolat, toplumsal barışın korunmasının yalnızca bugünü değil, ülkenin yarınlarını da güvence altına alan en temel değer olduğunu vurgulayan bir açıklama yayımladı.
Siyasetin toplumun farklı kesimlerini karşı karşıya getiren değil, ortak hedeflerde buluşturan bir anlayış üzerine inşa edilmesi gerektiğini kaydeden Canpolat, demokratik toplumlarda görüş ayrılıklarının doğal olduğunu, asıl önemli olanın bu farklılıkların düşmanlık üretmeden karşılıklı saygı ve diyalog içerisinde yönetilmesi olduğunu söyledi. Güçlü demokrasilerin, farklılıkların bastırıldığı değil güvence altına alındığı sistemler olduğuna dikkat çekti.
Canpolat, demokrasi, hukuk devleti, ekonomik kalkınma ve sosyal refahın ancak huzur, güven ve ortak yaşam kültürünün güçlendiği toplumlarda kalıcı hale gelebileceğini belirterek, toplumsal barışın korunmasının devlet yönetiminin ve siyaset kurumunun en önemli sorumluluklarından biri olduğunu ifade etti.
Kısa vadeli siyasi hesaplar uğruna toplumun fay hatlarını harekete geçiren, kimlikleri, inançları, etnik kökenleri, yaşam tarzlarını ve siyasi tercihleri ayrışmanın aracı haline getiren anlayışların toplumsal huzuru, devletin kurumsal yapısını ve ortak geleceği zayıflattığını belirten Canpolat, “biz” ve “onlar” ayrımı yapan her söylemin toplumsal güveni aşındırdığını, ortak aidiyet bilincini zedelediğini ve demokratik yaşam kültürüne zarar verdiğini vurguladı.
Türkiye Cumhuriyeti’nin farklı kültürlerin, inançların, düşüncelerin ve yaşam biçimlerinin ortak vatanı olduğunu hatırlatan Canpolat, Cumhuriyet’in temel ilkelerinin tüm vatandaşların hukuk önünde eşit olduğu, temel hak ve özgürlüklerinin güvence altında bulunduğu demokratik bir düzeni esas aldığını ifade etti. Hiç kimsenin kimliği, inancı, mezhebi, etnik kökeni, siyasi görüşü veya yaşam tarzı nedeniyle ötekileştirilemeyeceğini, hiçbir vatandaşın kendini ikinci sınıf hissetmek zorunda bırakılamayacağını kaydetti.
Toplumsal huzurun en güçlü teminatının adaletin tarafsız işlemesi, hukukun üstünlüğünün eksiksiz uygulanması ve devletin tüm vatandaşlarına eşit mesafede durması olduğunu belirten Canpolat, güçlü bir demokrasinin bağımsız yargı, şeffaf yönetim, hesap verebilir kamu anlayışı ve liyakat esaslı kurumlarla mümkün olacağını söyledi.
Türkiye’nin ihtiyaç duyduğu siyasetin gerilim üreten değil güven veren, kutuplaştıran değil kucaklayan, öfkeyi büyüten değil umudu çoğaltan bir anlayış olduğunu ifade eden Canpolat, siyaset dilinin nezaket, sağduyu ve ortak aklın dili olması gerektiğini belirtti.
CHP olarak hiçbir vatandaşın kendini dışlanmış hissetmediği, herkesin eşit fırsatlara sahip olduğu, emeğin karşılığını aldığı, gençlerin umutla geleceğe baktığı, kadınların özgürce yaşayabildiği, çocukların güven içinde büyüdüğü, yaşlıların huzur bulduğu ve engelli bireylerin yaşamın her alanına katıldığı demokratik ve sosyal hukuk devletini güçlendirmeyi savunduklarını belirten Canpolat, ayrışmanın değil dayanışmanın, nefretin değil sevginin, kutuplaşmanın değil ortak yaşam kültürünün tarafı olduklarını ifade etti.
Canpolat açıklamasını şu sözlerle tamamladı:
“Toplumsal barışı korumak; demokrasiyi korumaktır. Toplumsal barışı korumak; ekonomik refahı korumaktır. Toplumsal barışı korumak; Cumhuriyetimizi, ortak geleceğimizi ve çocuklarımıza bırakacağımız güçlü Türkiye idealini korumaktır.
Birlikte güçlüyüz. Birlikte başaracağız. Çünkü Türkiye’nin geleceği; ayrışmada değil dayanışmada, kutuplaşmada değil kardeşlikte, ötekileştirmede değil eşit yurttaşlık anlayışında saklıdır.”
CEMAL CANPOLAT'IN AÇIKLAMASININ TAM METNİ:
Toplumsal barış; bir ülkenin yalnızca bugününü değil, yarınlarını da güvence altına alan en temel değerdir. Demokrasi, hukuk devleti, ekonomik kalkınma ve sosyal refah ancak huzurun, güvenin ve ortak yaşam kültürünün güçlendiği toplumlarda kalıcı hale gelebilir. Bu nedenle toplumsal barışın korunması, yalnızca siyasal bir tercih değil, devlet yönetiminin ve siyaset kurumunun en önemli sorumluluklarından biridir.
Siyaset, toplumun farklı kesimlerini karşı karşıya getiren değil; ortak hedeflerde buluşturan, farklılıkları çatışma konusu değil demokratik zenginlik olarak gören bir anlayış üzerine inşa edilmelidir. Demokratik toplumlarda görüş ayrılıkları doğaldır. Asıl önemli olan, bu farklılıkların düşmanlık üretmeden, karşılıklı saygı ve diyalog içerisinde yönetilebilmesidir. Çünkü güçlü demokrasiler, farklılıkların bastırıldığı değil, güvence altına alındığı sistemlerdir.
Ne yazık ki kısa vadeli siyasi hesaplar uğruna toplumun fay hatlarını harekete geçiren, kimlikleri, inançları, etnik kökenleri, yaşam tarzlarını ve siyasi tercihleri ayrışmanın aracı hâline getiren anlayışlar; yalnızca toplumsal huzuru değil, devletin kurumsal yapısını ve ortak geleceğimizi de zayıflatmaktadır. İnsanları "biz" ve "onlar" şeklinde ayıran her söylem, toplumsal güven duygusunu aşındırmakta, ortak aidiyet bilincini zedelemekte ve demokratik yaşam kültürüne zarar vermektedir.
Oysa Türkiye Cumhuriyeti, farklı kültürlerin, farklı inançların, farklı düşüncelerin ve farklı yaşam biçimlerinin ortak vatanıdır. Cumhuriyetimizin temel ilkeleri; tüm vatandaşların hukuk önünde eşit olduğu, temel hak ve özgürlüklerinin güvence altında bulunduğu demokratik bir düzeni esas almaktadır. Hiç kimse kimliği, inancı, mezhebi, etnik kökeni, siyasi görüşü veya yaşam tarzı nedeniyle ötekileştirilemez; hiçbir vatandaş kendisini ikinci sınıf hissetmek zorunda bırakılamaz.
Toplumsal huzurun en güçlü teminatı; adaletin tarafsız biçimde işlemesi, hukukun üstünlüğünün eksiksiz uygulanması ve devletin bütün vatandaşlarına eşit mesafede durmasıdır. Adaletin zayıfladığı yerde güven azalır; güvenin azaldığı yerde ise toplumsal birlik zarar görür. Bu nedenle güçlü bir demokrasi, bağımsız yargı, şeffaf yönetim, hesap verebilir kamu anlayışı ve liyakat esaslı kurumlar toplumsal barışın vazgeçilmez unsurlarıdır.
Türkiye'nin ihtiyaç duyduğu siyaset; gerilim üreten değil güven veren, kutuplaştıran değil kucaklayan, öfkeyi büyüten değil umudu çoğalten bir siyaset anlayışıdır. Siyasetin dili; nezaketin, sağduyunun ve ortak aklın dili olmalıdır. Çünkü kullanılan her söz, toplumun ruhunu şekillendirir. Birleştirici dil toplumsal güveni artırırken, ayrıştırıcı söylemler yalnızca kırgınlıkları ve güvensizliği derinleştirir.
Ekonomik kalkınmanın da sürdürülebilir olması toplumsal barışla doğrudan ilişkilidir. Güven ortamının olmadığı, toplumsal huzurun bozulduğu ülkelerde yatırım azalır, üretim geriler, gençlerin geleceğe olan umudu zayıflar ve beyin göçü hızlanır. Buna karşılık hukukun üstünlüğünün, demokratik istikrarın ve toplumsal dayanışmanın güçlendiği ülkelerde yatırım, üretim, istihdam ve refah da güçlenmektedir. Bu nedenle toplumsal barış yalnızca sosyal bir ihtiyaç değil, aynı zamanda ekonomik kalkınmanın da ön koşuludur.
Cumhuriyet Halk Partisi olarak inancımız; hiçbir vatandaşın kendisini dışlanmış hissetmediği, herkesin eşit fırsatlara sahip olduğu, emeğin karşılığını aldığı, gençlerin umutla geleceğe baktığı, kadınların özgürce yaşayabildiği, çocukların güven içinde büyüdüğü, yaşlıların huzur bulduğu, engelli bireylerin yaşamın her alanına tam katıldığı demokratik ve sosyal hukuk devletini güçlendirmektir.
Bizler; ayrışmanın değil dayanışmanın, nefretin değil sevginin, öfkenin değil sağduyunun, kutuplaşmanın değil ortak yaşam kültürünün tarafıyız. Toplumun hiçbir kesimini ötekileştirmeyen; herkesin onurunu, haklarını ve özgürlüğünü koruyan kapsayıcı bir siyaset anlayışını savunuyoruz. Çünkü biliyoruz ki bir ülkenin gerçek zenginliği doğal kaynaklarında değil, vatandaşlarının birbirine duyduğu güven, ortak değerlerine bağlılığı ve birlikte yaşama iradesindedir.
Bugün hepimize düşen sorumluluk; siyasal rekabeti toplumsal düşmanlığa dönüştürmeden, farklı düşünceleri demokratik olgunluk içerisinde değerlendirebilmek; ortak geleceğimizi kişisel veya siyasi hesapların üzerinde tutabilmektir. Kalıcı başarı; ayrıştırarak değil birleştirerek, korkutarak değil umut vererek, ötekileştirerek değil eşit yurttaşlık anlayışını güçlendirerek mümkündür.
Çünkü bu ülkenin geleceği; adalette, demokraside, hukukun üstünlüğünde, liyakatte, üretimde, dayanışmada ve toplumsal barışta saklıdır. Türkiye'nin gücü, 86 milyon vatandaşının ortak kader bilincinde, birbirine duyduğu güvende ve Cumhuriyet'in ikinci yüzyılını demokrasiyle taçlandırma iradesindedir.
Toplumsal barışı korumak; demokrasiyi korumaktır. Toplumsal barışı korumak; ekonomik refahı korumaktır. Toplumsal barışı korumak; Cumhuriyetimizi, ortak geleceğimizi ve çocuklarımıza bırakacağımız güçlü Türkiye idealini korumaktır.
Birlikte güçlüyüz. Birlikte başaracağız. Çünkü Türkiye'nin geleceği; ayrışmada değil dayanışmada, kutuplaşmada değil kardeşlikte, ötekileştirmede değil eşit yurttaşlık anlayışında saklıdır.
Cemal Canpolat
CHP Genel Başkan Yardımcısı