CHP Parti Sözcüsü Müslim Sarı, 7 Ağustos’ta Suudi Arabistan, Pakistan ve Türkiye arasında imzalanan Mekke ortak savunma anlaşmasına ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Sarı, anlaşmanın olumlu yönleri kadar riskler de taşıdığını belirterek, konunun partilerüstü bir yaklaşımla parlamentoda halkın gözü önünde tartışılması gerektiğini söyledi. Sarı ayrıca “ Dış politikaya ilişkin bazı konuların partilerüstü konular olduğunu düşünüyoruz” değerlendirmesinde bulundu.
Sarı, açıklamasında şunları kaydetti:
“En önemli değerlendirme noktamız bizim Mekke ortak savunma anlaşmamız, yani 7 Ağustos’ta imzalanan savunma anlaşması oldu. Bu savunma anlaşmasına ilişkin fikirler, düşünceler, değerlendirmeler, riskler, avantajlar masaya yatırıldı. Bildiğiniz üzere bu anlaşma Suudi Arabistan, Pakistan ve Türkiye arasında üç temel boyut üzerinde oluşturulmuş bir anlaşmaydı. NATO’nun 5. maddesine benzer bir kolektif caydırıcılık içeren, öte yandan ülkelerin savunma sanayi ya da savunma alanındaki işbirliklerinin derinleştirilmesi hedefini ortaya koyan ve terör başta olmak üzere ülkeler açısından güvenliği tehdit eden unsurlara karşı bir savunma paktıydı.”
"MISIR VE İRAN DAHİL EDİLMELİDİR"
Anlaşmanın Türkiye’nin savunma sanayisindeki gelişmeleri, Suudi Arabistan’ın finansal gücünü ve nükleer silaha sahip tek Müslüman ülke olan Pakistan’ın potansiyelini bir araya getirdiğini ifade eden Sarı, “Bu savunma paktının elbette olumlu yanları da var, olumsuz yanları da var” dedi.
Sarı, en önemli eksikliklerden birinin Mısır ve İran’ın sistem dışında bırakılması olduğunu vurguladı. Her iki ülkenin de mezhepsel ve bölgesel ağırlıkları nedeniyle Ortadoğu istikrarı açısından kritik olduğunu belirten Sarı, anlaşmada yeni üyelerin katılabileceğinin öngörülmesine rağmen kuruluş aşamasında bu eksikliğin dile getirilmesi gerektiğini söyledi.
"TÜRKİYE’NİN GÜVENLİĞİNE İLİŞKİN HER TÜRLÜ ULUSLARARASI ANLAŞMA BİZİM AÇIMIZDAN YERİNDEDİR"
ABD’nin Körfez’deki müttefiklerini yeterince koruyup koruyamadığı tartışmalarının yaşandığı bir dönemde böyle bir anlaşmanın gündeme gelmesinin manidar olduğunu kaydeden Sarı, şu uyarılarda bulundu:
“Türkiye’nin güvenliği son derece önemlidir. Türkiye’nin güvenliğine ilişkin her türlü uluslararası anlaşma bizim açımızdan yerindedir ve önemlidir. Ancak Türkiye’yi büyük güçlerin güvenlik yükünü azaltacak şekilde bölgedeki taşeronu haline getirebilme ihtimalini de göz önünde bulunduruyoruz. Amerika Birleşik Devletleri Asya Pasifik’e yönelerek, özellikle Çin’e yönelerek diğer bölgelerde kendi müttefiklerini sürecin içine koyarak güvenlik yükünü bir miktar üzerinden atmak gibi bir strateji izliyor. Türkiye’nin bu konuda çok dikkatli olması gerekir.”
Anlaşmanın hangi tehditler ve angajmanlar konusunda harekete geçeceğine ilişkin belirsizlikler bulunduğuna işaret eden Sarı, uzun süreli barışçı ilişkilerin paylaşıldığı İran’ın çevrelenme duygusu hissetmesinin istenmeyeceğini, ancak İran’ın resmi makamlarının anlaşmanın kendileri için risk oluşturmadığını açıklamasının olumlu karşılandığını belirtti.
Sarı, anlaşmanın Türkiye’yi taraf olmadığı çatışmalara çekebilme riskine de dikkat çekti. Pakistan-Hindistan, Pakistan-Afganistan, Husiler-Suudi Arabistan ilişkileri ile Irak’taki Haşdi Şabi gibi İran’la bağlantılı yapıların eylemleri karşısında Türkiye’nin çatışmanın tarafı haline gelebilme ihtimalinin önemsendiğini söyledi.
Olumlu yönlere de değinen Sarı, anlaşmanın Türk savunma sanayisinin ihracat kabiliyetini geliştirebilecek olanaklar sunabileceğini ve bölgedeki enerji koridorları ile enerji havzalarının kontrolü bakımından Türkiye’ye güç katabileceğini ifade etti. Bu yönlerin desteklendiğini kaydetti.
DIŞ POLİTİKAYA İLİŞKİN BAZI KONULARIN PARTİLERÜSTÜDÜR
Sarı, değerlendirmesini şöyle sürdürdü:
“Biz bu işi siyah ya da beyaz gibi görmüyoruz. Tümden kötüdür ve ülkenin bekası açısından sorunludur da demiyoruz. Artı olduğunu söylediğimiz yanları var. Öte yandan riskleri de var. Bu risklere de dikkat çekmek istiyoruz. Dış politikaya ilişkin bazı konuların partilerüstü konular olduğunu düşünüyoruz. Bu anlaşmanın da önümüzdeki günlerde parlamentoya sunulması ve parlamento gündeminde halkın gözü önünde bir kere daha tartışılmasının uygun olduğunu düşünüyoruz. Bu konuyla ilgili de girişimde bulunacağız.”