Özay Demirayak Yazdı: Üç Kıtanın Kesişiminde Stratejik Güç Türkiye

Türkiye’nin önündeki temel mesele, herhangi bir büyük gücün yanında koşulsuz şekilde saf tutmak değil; kendi milli çıkarlarını merkeze alan bağımsız bir denge siyaseti kurabilmektir.

Özay Demirayak Yazdı: Üç Kıtanın Kesişiminde Stratejik Güç Türkiye

Dünya artık eski dünya değildir. Ortadoğu’da sınırlar, ittifaklar ve güç dengeleri yeniden şekillenirken Türkiye; Suriye, Irak, İran, Doğu Akdeniz ve Afrika hattında vazgeçilmesi giderek zorlaşan stratejik bir ülke konumundadır.

Türkiye’nin önündeki temel mesele, herhangi bir büyük gücün yanında koşulsuz şekilde saf tutmak değil; kendi milli çıkarlarını merkeze alan bağımsız bir denge siyaseti kurabilmektir.

Suriye Türkiye açısından yalnızca bir komşu ülke değildir. Suriye’nin geleceği; Türkiye’nin sınır güvenliği, terörle mücadele politikası, Doğu Akdeniz’e açılımı ve Arap dünyasıyla ilişkileri açısından doğrudan önem taşımaktadır.

Irak ise hem güvenlik hem enerji hem de ticaret yolları bakımından Türkiye için stratejik bir kapıdır. Irak–Türkiye hattının istikrarlı olması, Basra Körfezi’nden Anadolu’ya ve Avrupa’ya ulaşabilecek yeni ticaret koridorlarının geleceğini de belirleyecektir.

İran ise daha farklı değerlendirilmelidir. İran ile Türkiye tarih boyunca hem rekabet etmiş hem de birbirlerinin bölgede tamamen etkisizleşmesini istememiş iki büyük devlettir. İran'ın tamamen istikrarsızlaşması Türkiye açısından yeni göç dalgaları, sınır güvenliği problemleri ve bölgesel parçalanma riskleri doğurabilir. Bu nedenle Türkiye'nin çıkarı güçlü fakat Türkiye için tehdit oluşturmayan, istikrarlı bir İran'ın varlığıdır.

DOĞU AKDENİZ VE AFRİKA

Doğu Akdeniz artık yalnızca deniz yetki alanlarının tartışıldığı bir bölge değildir.

Enerji kaynakları, deniz ticaret yolları, askeri üsler, Kıbrıs, Süveyş Kanalı ve Afrika'ya açılan güzergâhlar aynı güvenlik zincirinin parçalarıdır.

Türkiye'nin Libya ile ilişkileri bu nedenle yalnızca Libya meselesi olarak okunamaz. Libya, Türkiye'nin hem Doğu Akdeniz'deki hem de Kuzey Afrika'daki stratejik derinliğinin önemli parçalarından biridir.

Afrika Boynuzu ise daha da önemli hale gelmektedir. Somali başta olmak üzere Afrika'daki Türk askeri, ekonomik ve diplomatik varlığı Türkiye'yi Kızıldeniz–Aden Körfezi–Hint Okyanusu hattındaki gelişmelerin doğrudan taraflarından biri yapmaktadır.

Türkiye Afrika'da sadece askeri güçle değil; ticaret, limanlar, ulaştırma, enerji, savunma sanayii, eğitim ve diplomasiyle kalıcı olmak zorundadır.

PEKİ TÜRK ÜSLERİNE SALDIRI OLURSA?

Türkiye'nin yurtdışındaki askeri varlığına veya personeline yönelik doğrudan bir saldırı gerçekleşmesi halinde devletin ilk yapması gereken şey öfkeyle hareket etmek değil, saldırının kim tarafından, hangi amaçla ve hangi hukuki zeminde gerçekleştirildiğini kesin biçimde tespit etmektir.

Ardından üç aşamalı bir strateji uygulanmalıdır:

Birincisi: Türk personelinin ve üslerinin hava savunması, elektronik harp, istihbarat ve erken uyarı sistemleriyle güvenliği derhal artırılmalıdır.

İkincisi: Saldırının gerçekleştiği ülke, bölgesel aktörler ve Türkiye'nin müttefikleriyle diplomatik mekanizmalar aynı anda işletilmelidir.

Üçüncüsü: Türkiye'ye yönelik saldırının cevapsız kalmayacağı açık biçimde gösterilmeli; fakat verilecek karşılığın Türkiye'yi başkalarının hazırladığı uzun süreli bir savaşa sürüklemesine izin verilmemelidir.

Çünkü güçlü devlet yalnızca vurabilen devlet değildir.

Ne zaman vuracağını, ne zaman konuşacağını ve ne zaman bekleyeceğini bilen devlettir.

ABD–RUSYA–ÇİN–İRAN DENKLEMİNDE TÜRKİYE

Türkiye'nin önündeki en büyük fırsatlardan biri de buradadır.

Türkiye ne tamamen ABD'nin Ortadoğu politikalarının parçası olmalıdır, ne Rusya'ya bağımlı hale gelmelidir, ne de Çin–İran ekseninin doğal uzantısı gibi hareket etmelidir.

Türkiye'nin ihtiyacı olan politika:

Washington'la müttefik, Moskova'yla diyalog halinde, Pekin'le ekonomik ortak, Tahran'la dengeli fakat hepsinden önce Ankara merkezli bir dış politikadır.

ABD bölgedeki askeri gücünü korumaya çalışırken Çin enerji ve ticaret üzerinden nüfuzunu büyütmektedir. Rusya, Suriye ve Akdeniz üzerinden bölgedeki konumunu tamamen kaybetmek istememektedir. İran ise kendi güvenlik kuşağını korumaya çalışmaktadır.

İşte Türkiye tam bu güçlerin kesiştiği coğrafyanın merkezindedir.

Bu nedenle Türkiye'nin hedefi taraflardan birinin piyonu olmak değil, tarafların Türkiye'yi hesaba katmadan denklem kuramayacağı bir güç merkezi haline gelmek olmalıdır.

YENİ DÖNEMİN ANAHTARI: STRATEJİK ÖZERKLİK

Türkiye'nin gelecekteki gücü yalnızca ordusunun büyüklüğünden gelmeyecektir.

Savunma sanayii, enerji bağımsızlığı, güçlü ekonomi, tarımsal üretim, teknoloji, istihbarat kapasitesi ve güçlü diplomasi bir arada yürütülmelidir.

Çünkü ekonomik olarak zayıf bir ülkenin askeri gücünü uzun süre sürdürebilmesi mümkün değildir.

Türkiye için esas hedef şudur:

Suriye'de istikrarı destekleyen, Irak'ta söz sahibi olan, İran'ın parçalanmasını istemeyen, Doğu Akdeniz'de haklarını koruyan, Afrika'da kalıcı ilişkiler geliştiren ve büyük güçler arasında kendi kararlarını kendisi verebilen bir Türkiye.

Ne ABD'nin ileri karakolu…

Ne Rusya'nın güney kapısı…

Ne Çin'in yalnızca ticaret koridoru…

Ne de başka bir bölgesel gücün arka bahçesi.

Türkiye Cumhuriyeti kendi eksenini kurmalıdır.

Çünkü önümüzdeki dönemde gerçek mücadele yalnızca toprak için değil; enerji yolları, limanlar, ticaret koridorları, denizler, teknoloji, gıda güvenliği ve siyasi nüfuz için verilecektir.

Bu mücadelede Türkiye'nin en büyük gücü ise bulunduğu coğrafyadır.

Doğru devlet aklıyla kullanılırsa bu coğrafya bir yük değil, Türkiye'yi bölgesel güçten küresel aktörlüğe taşıyabilecek en büyük stratejik avantajdır.

 

1 Yorum

Yorumlar 1

Yorumunuz moderatör onayından sonra yayınlanacaktır.

Ö
Özay Demirayak 1 ay önce

Teşekkürler ediyorum