DEVLETLERİN DOSTU DEĞİL, ÇIKARLARI VARDIR: TÜRKİYE YENİ DÜNYA DÜZENİNDE NEREDE DURMALI?
Uluslararası siyasette değişmeyen temel bir gerçek vardır:
Hiçbir devlet başka bir devletin ebedî dostu değildir. Devletlerin kalıcı dostluklarından çok, kalıcı çıkarları ve milli menfaatleri vardır.
Bugün yan yana duran ülkeler yarın karşı karşıya gelebilir; dün rakip olan ülkeler ise çıkarları örtüştüğünde aynı masaya oturabilir. Çünkü dış politika duygularla değil, devlet aklıyla yürütülür.
Bu nedenle Türkiye'nin önümüzdeki dönemde cevap vermesi gereken temel soru şudur:
ABD'nin yanında mı olacağız, Rusya'nın yanında mı, Çin'in yanında mı?
Bana göre doğru soru bu değildir.
Doğru soru şudur:
Türkiye kendi yanında durabilecek, kendi çıkarlarını merkeze alan bağımsız bir güç merkezi oluşturabilecek midir?
TÜRKİYE–ÇİN–RUSYA–İRAN DENKLEMİ
Bugün Çin ekonomik ve teknolojik kapasitesiyle küresel sistemin en önemli güçlerinden biridir. Rusya askeri gücü, enerji kaynakları ve Kafkasya'dan Karadeniz'e uzanan etkisiyle bölgenin vazgeçilmez aktörüdür.
İran ise bütün ekonomik ve siyasi sorunlarına rağmen Basra Körfezi, Hürmüz Boğazı, Irak, Kafkasya ve Orta Asya bağlantıları nedeniyle göz ardı edilemeyecek bir bölgesel aktördür.
Türkiye ise bütün bu coğrafyaların kesiştiği noktadadır.
Karadeniz'deyiz.
Kafkasya'dayız.
Balkanlar'dayız.
Doğu Akdeniz'deyiz.
Orta Doğu'nun hemen merkezindeyiz.
Türk dünyasına açılan kapılardan biriyiz.
Avrupa ile Asya arasındaki enerji ve ticaret yollarının üzerindeyiz.
Dolayısıyla Türkiye'nin önemi yalnızca askeri gücünden değil, coğrafyasından, üretim kapasitesinden, savunma sanayisinden, diplomatik birikiminden ve tarihsel bağlarından kaynaklanmaktadır.
Burada dikkat edilmesi gereken nokta şudur:
Türkiye, Çin-Rusya-İran ekseninin bir parçası haline gelmemeli; ancak bu ülkelerle Türkiye'nin çıkarlarının kesiştiği alanlarda güçlü iş birlikleri kurabilmelidir.
Çünkü Rusya'nın çıkarı Türkiye'nin çıkarıyla her zaman aynı değildir.
Çin'in çıkarı da değildir.
İran'ın çıkarı da değildir.
ABD'nin çıkarı da değildir.
Öyleyse Türkiye'nin görevi başka devletlerin stratejilerine eklemlenmek değil, kendi stratejisini oluşturmaktır.
ABD'YE KARŞI BİR BLOK MÜ?
Türkiye açısından en büyük hata meseleyi yalnızca “ABD'ye karşı cephe oluşturmak” şeklinde değerlendirmek olur.
Türkiye NATO üyesidir. Batı ile çok büyük ekonomik, siyasi ve güvenlik ilişkileri bulunmaktadır. Aynı zamanda Rusya, Çin, İran, Türk Cumhuriyetleri ve Orta Doğu ülkeleriyle de önemli ilişkileri vardır.
Türkiye'nin gücü tam da buradan doğabilir:
Bir tarafın ileri karakolu olmak yerine, bütün tarafların dikkate almak zorunda olduğu bağımsız bir merkez olmak.
ABD ile gerektiğinde iş birliği yapılır.
Rusya ile enerji ve bölgesel güvenlik konuşulur.
Çin ile ticaret, yatırım ve ulaştırma koridorları geliştirilir.
İran ile sınır güvenliği, enerji ve bölgesel istikrar görüşülür.
Türk dünyasıyla ekonomik, kültürel ve stratejik bağlar güçlendirilir.
Fakat bütün bu ilişkilerin üzerinde tek bir cümle bulunmalıdır:
Türkiye Cumhuriyeti'nin milli menfaatleri.
ORTA DOĞU ÜLKELERİ TÜRKİYE'NİN YANINDA YER ALABİLİR Mİ?
Suudi Arabistan, Katar, Birleşik Arap Emirlikleri, Irak ve diğer bölge ülkelerinin de kendi çıkarları vardır.
Bu ülkelerin hiçbiri ABD, Çin, Rusya, İran veya Türkiye adına kendi çıkarlarından vazgeçmez.
Ancak Türkiye bu ülkelerle ortak bir çıkar alanı oluşturabilir.
Enerji güvenliği, ticaret yolları, limanlar, savunma sanayisi, terörle mücadele, gıda güvenliği, teknoloji, altyapı yatırımları ve bölgesel istikrar gibi alanlarda güçlü bir ekonomik ve siyasi iş birliği kurulabilir.
Buradaki hedef bir “ABD karşıtı cephe” kurmak değil, bölge ülkelerinin kendi gelecekleri konusunda daha fazla söz sahibi olduğu bir düzen oluşturmak olmalıdır.
Çünkü bölge devletlerini yalnızca başka bir büyük güce karşı bir araya getirmek kalıcı değildir.
Kalıcı olan ortak çıkardır.
KAFKASYA'NIN ÖNEMİ
Türkiye açısından Kafkasya ise ayrı bir öneme sahiptir.
Azerbaycan ile Türkiye arasındaki stratejik ilişki, Orta Asya'ya uzanan ulaşım ve enerji hatları açısından büyük önem taşımaktadır.
Gürcistan'ın istikrarı, Azerbaycan-Ermenistan barışı, Hazar geçişli ulaştırma hatları ve Türk Cumhuriyetleriyle bağlantının güçlendirilmesi Türkiye'nin önümüzdeki yıllardaki en önemli stratejik başlıklarından olacaktır.
Türkiye Kafkasya'da Rusya'yı tamamen dışlamaya çalışan bir politika yerine, kendi nüfuz alanını ekonomik ve diplomatik yöntemlerle genişletmelidir.
Aynı şekilde İran ile rekabet edilen alanlar olabilir; ancak bu rekabet Türkiye-İran ilişkisini tamamen düşmanlığa dönüştürmemelidir.
Devlet aklı tam olarak budur: Rekabet ederken konuşabilmek, anlaşamadığın ülkeyle gerektiğinde ortak çıkar üretebilmek.
TÜRKİYE'NİN EN BÜYÜK KOZU: DENGE
Türkiye'nin önünde aslında tarihî bir fırsat bulunmaktadır.
Bir tarafta ABD ve NATO.
Bir tarafta Avrupa.
Bir tarafta Rusya.
Bir tarafta yükselen Çin.
Bir tarafta İran.
Güneyimizde Arap dünyası.
Doğumuzda Kafkasya ve Türk dünyası.
Türkiye bütün bu güçlerin kesiştiği yerde bulunmaktadır.
Bu nedenle Türkiye'nin hedefi bir kutuptan kopup diğer kutbun uydusu olmak değildir.
Hedef, Ankara merkezli bağımsız bir denge siyaseti kurmaktır.
Türkiye Washington'un her dediğine “evet” dememelidir.
Moskova'nın her talebine de “evet” dememelidir.
Pekin'e ekonomik olarak bağımlı hale gelmemelidir.
Tahran'ın bölgesel politikalarının arkasından da sürüklenmemelidir.
Türkiye gerektiğinde hepsiyle masaya oturmalı, gerektiğinde hepsine “hayır” diyebilmelidir.
İşte gerçek bağımsızlık budur.
FAKAT DIŞ POLİTİKANIN TEMELİ İÇERİDEDİR
Bir ülkenin dış politikadaki gücü yalnızca asker sayısıyla ölçülmez.
Ekonominiz güçlü değilse dış politikada uzun süre güçlü kalamazsınız.
Üretiminiz yoksa bağımsızlığınız eksik kalır.
Enerjide tamamen dışarıya bağımlıysanız hareket alanınız daralır.
Teknolojiyi üretmiyorsanız başkasının teknolojisine bağımlı hale gelirsiniz.
Tarımınızı kaybederseniz gıda güvenliğinizi kaybedersiniz.
Hukukunuza güven duyulmuyorsa yabancı sermayeyi uzun vadeli yatırıma ikna etmekte zorlanırsınız.
Bu nedenle tam bağımsız Türkiye yalnızca sınırlarımızın dışında kurulacak ittifaklarla değil; fabrikada, tarlada, üniversitede, laboratuvarda, hukukta ve liyakatli devlet kurumlarında kurulacaktır.
Atatürk'ün dış politika anlayışından bugün çıkarılması gereken en önemli derslerden biri de budur:
Türkiye başka devletlerin peşinden sürüklenen değil, kendi kararını kendisi verebilen bir devlet olmak zorundadır.
Dünya yeniden şekilleniyor.
ABD'nin, Çin'in, Rusya'nın ve bölgesel güçlerin rekabet ettiği yeni bir dönem oluşuyor.
Türkiye bu dönemi doğru okuyabilirse yalnızca bölgesel gelişmelerden etkilenen bir ülke değil, bölgesindeki gelişmelerin yönünü belirleyen ülkelerden biri olabilir.
Ama bunun şartı açıktır:
Ne Amerikancı, ne Rusyacı, ne Çinci, ne de başka bir devletin ekseninde…
Türkiye'nin ekseni Türkiye olmalıdır.
Çünkü devletlerin ebedî dostları yoktur.
Ebedî olan milletlerin çıkarlarıdır.
Ve Türkiye Cumhuriyeti'nin dış politikasındaki en büyük kırmızı çizgi de her şart altında milli egemenlik, bağımsızlık ve Türkiye'nin çıkarları olmalıdır.