Sülün Osman’ın Galata Kulesi’ni, tramvayları, meydan saatlerini sattığı anlatılır.
Kule onun değildi.
Tramvay da saat de…
Peki insanlar kendisine ait olmayan şeyleri satan bu adama neden para kaptırdı?
Çünkü bazıları, satın aldıkları şeyden nasıl para kazanacaklarını çoktan hesaplamıştı.
Dolmabahçe’deki saat kulesiyle ilgili anlatı bunun çarpıcı bir örneği. Sülün Osman’ın ayarladığı adamlar gelip saate bakar, ona para ödermiş gibi yaparmış.
Bunu gören kişi de saati satın alırsa her bakandan ücret toplayacağını sanırmış.
Saat hala meydandadır. Para gitmiştir.
Sülün Osman’ın anlattığı bir başka hikayede, elinde bileziklerle kuyumcunun önünde bekler.
Dükkan kapalıdır. Karısının hastanede olduğunu, acilen paraya ihtiyacı bulunduğunu söyler. Bin lira ettiğini iddia ettiği bilezikleri üç yüz liraya bırakacaktır.
Karşısındaki adamın hesabı hazırdır. Sabah kuyumcu açılınca bilezikleri bozduracak, birkaç saat içinde yedi yüz lira kazanacaktır.
Parayı verir. Dükkan açılınca bileziklerin sahte olduğunu öğrenir. 300 lirası buhar olmuştur.
Sülün Osman bu hikayenin sonunda, “Ben hayatım boyunca beni dolandırmaya kalkışmamış tek bir kişiyi dolandırmadım” der.
Bu söz, yaptığı dolandırıcılığı haklı çıkarmaz. Sahte bileziği satan da suçludur, kendisine ait olmayan kuleyi satan da. Ama anlattığı hikaye, kurduğu tuzağın nasıl işlediğini gösterir.
Dolandırıcı, karşısındakinin kolay kazanç hayalini de kullanır.
Bugün Sülün Osman’ın adını duyunca gülüyoruz. “Koca saat kulesini nasıl satın almışlar?” diyoruz.
Oysa mesele kulenin büyüklüğü değil. Bir insan, karşısındakinin sıkışmışlığından yararlanarak zahmetsizce para kazanacağını düşünüyorsa, önündeki en açık soruyu bile sormayabiliyor.
Sülün Osman’ın müşterisi kule satın aldığını sanıyordu. Aslında kendi kurnazlığına güveniyordu.
Bu hikayeler bana yüksek getiri vaatleriyle kurulan sahte fonları hatırlatıyor.
Birikimini, hatta varını yoğunu ortaya koyan insanlara kısa sürede büyük kazanç sözü veriliyor. İlk sorulması gereken soru ise çoğu zaman sona kalıyor:
“Bu kadar yüksek kazanç nereden geliyor?”
Sülün Osman’ın elinde sahte bilezik, dilinde kule vardı.
Bugünkü dolandırıcıların elinde başka araçlar var.
Kimi süslü bir hesap dökümü gösteriyor, kimi güven veren bir unvanın arkasına saklanıyor. Yöntem değişse de vaat tanıdık:
“Paranı ver, kısa yoldan zengin ol.”
Sonunda saat yerinde kalıyor. Kule yerinde kalıyor.
Kaybolan, insanların yıllarca çalışarak biriktirdiği para oluyor.