Bir zamanlar insanlar mektuplar beklerdi. Bir cevabın gelmesi günler, bazen haftalar sürerdi. Buna rağmen kimse hayatın gerisinde kaldığını düşünmezdi.
Şimdi ise saniyeler içinde ulaşabildiğimiz bilgiler, bizi daha huzurlu insanlar yapmadı. Aksine, sürekli yetişmeye çalıştığımız görünmez bir yarışın içine sürüklendik. Daha hızlı çalışmak, daha fazla üretmek, daha çok tüketmek… Sanki yaşamın amacı bunlardan ibaretmiş gibi.
Oysa doğa bize başka bir şey öğretir.
Bir ağacın meyve vermesi için zamana ihtiyacı vardır. Toprak acele etmez. Mevsimler birbirini kovalamaz. Yağmur, tam zamanı geldiğinde yağar.
Belki de insanın en büyük yanılgısı, doğanın bir parçası olduğunu unutmasıdır.
Bazen pencereden dışarı bakmak, bir fincan çayı sessizce içmek ya da sevdiğiniz bir kitabın birkaç sayfasını okumak; bütün gün süren koşuşturmadan daha değerli olabilir.
Çünkü hayat, yalnızca büyük başarıların toplamı değildir.
Hayat; sabah ışığının perdeye düşüşünde, eski bir şarkının hatırlattığı anılarda ve içimizi sebepsizce huzurla dolduran küçük anlarda saklıdır.
Belki bugün biraz yavaşlamak gerekir.
Çünkü bazen insan, en çok durduğu zaman kendini duymaya başlar.
Sevgiyle…