Klinik pratiğimde sıklıkla duyduğum bir isyan vardır: "Kendimi hiç tanıyamamışım." Genellikle büyük bir hayal kırıklığı, ayrılık veya radikal bir hayat değişiminin ardından gelir bu cümle. İnsan, upuzun bir ömür geçirdiği kendi bedeni ve zihniyle nasıl yabancılaşabilir?
Cevap basit ama sarsıcıdır: Bizler kendimizi tanımak yerine, başkalarının bizi tanımak istediği kalıplara girmekle meşgul oluruz. Toplumun, ailenin, modern dünyanın üzerimize giydirdiği rollerin içinde kendi gerçeğimizi ıskalarız. Kendini tanımak, sadece neyi sevip neyi sevmediğini bilmek değildir; kendi karanlığınla, korkularınla ve en önemlisi incinebilirliğinle el sıkışabilmektir.
Maskeleri İndirmek
Kendini tanıma süreci bir ekleme değil, aksine bir eksiltme sürecidir. Yaş aldıkça, egonun yarattığı sahte kimliklerden ve "olmamız gereken insan" illüzyonlarından soyunmamız gerekir.
- Sorgulama: Şu anki istekleriniz gerçekten size mi ait, yoksa birilerinin onayını almak için geliştirdiğiniz stratejiler mi?
- Kabul: İçinizdeki öfkeyi, kıskançlığı ya da yetersizlik hissini bastırmak yerine onları birer haberci gibi dinleyebiliyor musunuz?
"Kendini tanımak, dışarıya doğru yapılan bir fetih değil; içeriye doğru derinleşen bir kazıdır."
Şifanın İlk Adımı
Kendi coğrafyasını keşfetmeyen insan, başkalarının sınırlarında mülteci olur. Hayatın getirdiği krizlerde savrulmamak, sınırlarınızı doğru çizebilmek ve sahici ilişkiler kurabilmek için direksiyonun başına geçmeli ve aynadaki aksinizle samimi bir bağ kurmalısınız.
Kendinizi tanımak, kusursuz olmak demek değildir. Tüm eksiklikleriniz, hatalarınız ve yaralarınızla kendinize bir "ev" olabilmektir. Bu yolculuk sancılıdır ama insanın kendi gerçeğine uyanmasından daha büyük bir şifa yoktur.