Uçum: Yeni Anayasa Mutlaka Referanduma Gidecek!

Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Mehmet Uçum, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da desteklediği yeni anayasanın Meclis’ten geçse dahi referanduma götürülmesinin şart olduğunu ve sürecin muhtemelen 29. Dönem TBMM’de gerçekleşeceğini ifade etti.

Uçum: Yeni Anayasa Mutlaka Referanduma Gidecek!

Cumhurbaşkanı Başdanışmanı ve Cumhurbaşkanlığı Hukuk Politikaları Kurulu Başkanvekili Mehmet Uçum, “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun” etrafında süren tartışmalara kapsamlı bir değerlendirme getirdi. Anadolu Ajansı’nda yayımlanan yazısında Uçum, anayasa mahkemesine olası başvurudan infaz reformuna, siyasi dilin öneminden demokrasi perspektifine kadar birçok başlığı ele alırken, özellikle yeni anayasa meselesinde net bir mesaj verdi: Yeni anayasa, Meclis’te 400 veya daha fazla oyla kabul edilse bile mutlaka referanduma sunulmalı. Bu yaklaşımın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve AK Parti’nin de başından beri savunduğu görüş olduğunu vurgulayan Uçum, sürecin büyük olasılıkla 29. Dönem TBMM’sinde tamamlanacağını belirtti.

Uçum’un yazısı, beş ana başlık altında şekilleniyor. İlk olarak 7595 sayılı Kanun’un Anayasa Mahkemesi’ne  götürülme ihtimalini değerlendirdi. Kanun’un teklif aşamasında 367, kabul aşamasında 467 milletvekilinin desteğini aldığını hatırlatan Uçum, soyut norm denetimi yoluyla AYM’ye başvuru ihtimalinin oldukça düşük olduğunu savundu. Anayasa’ya göre başvuruda bulunabilecek ilk iki parti arasında yer alan AK Parti’nin böyle bir adım atmayacağı açık. İkinci parti konumundaki Yeni Parti’nin de süreçte destekleyici tutum sergilediği bilindiğinden onlardan da başvuru beklenmiyor. Geriye 120 milletvekiliyle başvuru seçeneği kalıyor; ancak “hayır” oyu kullanan 87 vekilin 56’sının reaksiyoner oy olduğu dikkate alındığında bu ihtimal de “hemen hemen yok” seviyesinde. Soyut norm denetimi için son tarih 17 Ekim 2026. Somut norm denetimi her zaman gündeme gelebilir, ancak bunun sonuç üretme ihtimali düşük ve süreci etkileyecek boyutta bir karar çıkması beklenmiyor.

Kanun’un anayasaya uygunluğu konusunda da Uçum, AYM’nin yerleşik içtihadına atıf yaptı. Eşitlik ilkesinin mutlak bir özdeşlik anlamına gelmediğini, aynı hukuksal konumdakilere aynı, farklı durumdakilere farklı kuralların uygulanabileceğini hatırlattı. Terör suçlarının toplum için taşıdığı ağır tehlike nedeniyle geçmişte yapılan özel düzenlemelerin “haklı neden” kapsamında değerlendirildiğini belirten Uçum, 7595 sayılı Kanun’un da sistematik terörün kesin ve kalıcı tasfiyesi gibi üstün bir kamu yararına dayandığını, bu nedenle eşitlik ilkesine aykırı olmadığını savundu. Kanun koyucunun suç ve ceza politikalarında geniş takdir yetkisine sahip olduğunu vurgulayan Uçum, düzenlemenin tekil olay yasağına uygun hazırlandığını ve objektif gerekçe şartını karşıladığını ifade etti.

İkinci başlıkta yeni infaz düzenlemesi ihtiyacına değindi. 7595 sayılı Kanun’un müstakil ve geçici nitelikte, yalnızca sistematik terörün tasfiyesine özgü bir düzenleme olduğunu, emsal teşkil etmeyeceğini net şekilde belirtti. Bununla birlikte Türkiye’nin infaz sisteminde reform ihtiyacının her zaman gündemde olduğunu, mağdurlar için tatminkâr, mahkûmlar için adil ve topluma kazandırma odaklı bir sistemin temel hukuk politikası olduğunu söyledi. Cezaevlerindeki kalabalıklaşmanın da yeni düzenlemeleri gündeme getirebileceğini kabul etti. Ancak bu tartışmalar sırasında başta FETÖ olmak üzere diğer terör ve suç örgütlerine alan açacak yaklaşımların kabul edilemeyeceğini, meşruiyeti zedeleyen hiçbir talebe olumlu bakılmayacağını vurguladı.

Üçüncü bölümde dil konusuna özel önem verdi. Geçiş sürecinin Kanun’un çıkmasıyla tamamlanma aşamasına geldiğini hatırlatan Uçum, kullanılan siyasi dilin kritik olduğunu belirtti. “Siyasi tutsak” gibi ideolojik nitelemelerle hukuk reformunun bir arada konuşulamayacağını, “düşman” diliyle bütünleşme sürecinin yürütülemeyeceğini söyledi. Yurt dışındakilerin “sürgün”, tutuklu ve hükümlülerin “tutsak” olmadığını, Türkiye Cumhuriyeti’nin “düşman” olarak nitelendirilemeyeceğini, Kürtlerin Gazze’deki Filistinlilere, Türkiye’nin de İsrail’e benzetilemeyeceğini net bir dille ifade etti. Bu “zehirli dil”in tamamen terk edilmesi gerektiğini savundu.

Bu bağlamda Öcalan’ın kesin iradesinin dikkate alınması gerektiğini belirten Uçum, terör ve şiddet siyasetinin gayrimeşru olduğunun açıkça ifade edilmesini, silaha dönüş dilinin tamamen bırakılmasını istedi. Öcalan’ın devletle ve toplumla bütünleşme perspektifinin etnik siyaseti dışladığını vurgulayarak, “Artık etnik siyaset tarzı Türkiye siyasetinin önüne çıkartılmamalıdır” dedi. Diyaloğun amacının Terörsüz Türkiye’ye geçişi sorunsuz tamamlamak olduğunu, buna farklı anlamlar yüklemenin süreci uzatmaktan başka işe yaramayacağını belirtti. Tespit, teyit ve taahhüt sürecinin en az sorunla tamamlanması için sorumluluğun başta Öcalan olmak üzere örgüt mensuplarında olduğunu söyledi.

Dördüncü başlıkta demokrasiyi geliştirme perspektifini ele alan Uçum, geçiş sürecinin kendisinin demokratik alanı genişlettiğini, 7595 sayılı Kanun’un etkilerinin bunu somut şekilde göstereceğini ifade etti. Ancak toplumun tamamını kapsayan kapsamlı bir demokrasi ve hukuk reformunun şartlarının ancak geçiş süreci tamamlandıktan sonra oluşacağını belirtti. Meclis’teki komisyonun hazırladığı raporun, demokrasiyi güçlendirme önerileriyle yasal düzenlemelerde önemli bir referans belge olabileceğini, yüksek temsil gücü nedeniyle TBMM için teşvik edici bir nitelik taşıyacağını değerlendirdi.

Beşinci ve en dikkat çeken başlık ise yeni anayasa konusu oldu. 7595 sayılı Kanun’un 467 oyla kabul edilmesinin yeni anayasa tartışmalarını yeniden canlandırdığını kabul eden Uçum, “400’den fazla milletvekiliyle yeni anayasa yapıp halkın onayına sunmadan yürürlüğe koyma fikri asla kabul edilemez” dedi. Mevcut Anayasa’ya göre 400 ve üzeri oyla kabul edilen değişikliklerde zorunlu referandum olmadığını, ihtiyari referanduma Cumhurbaşkanı’nın karar verebileceğini hatırlattı. Ancak yeni anayasanın niteliksel olarak anayasa değişikliğinden farklı olduğunu, kurucu bir metin niteliği taşıdığını, bu nedenle halkın doğrudan onayının demokratik meşruiyet ve milli egemenlik açısından zorunlu olduğunu savundu. Darbecilerin bile 1961 ve 1982 anayasalarında referanduma gittiğini hatırlatarak, seçilmiş iradenin bundan kaçınamayacağını belirtti.

Uçum’a göre 28. Dönem’de sürecin tamamlanması güç görünüyor. Bu nedenle Türkiye’nin muhtemelen bir sonraki yasama döneminde, yani 29. Dönem TBMM’si eliyle yeni anayasasını yapacağını öngördü. Meclis ne zaman yaparsa yapsın, yeni anayasa kanunu 400 veya daha fazla oyla kabul edilse dahi mutlaka referanduma sunulmalı ve halkın yüzde elliden fazla oyuyla onaylandıktan sonra yürürlüğe girmeli. “Hem Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın hem de AK Parti yetkililerinin baştan beri yaklaşımı da referandumlu yeni anayasa yapımı yönündedir” diyen Uçum, temsili kurucu irade olan Meclis’in hazırladığı metne, asli kurucu irade olan halkın referandumda onay vermesinin asil-temsilci ilişkisinin zorunlu sonucu olduğunu vurguladı.

Uçum’un bu değerlendirmeleri, Külliye’den yeni anayasa sürecine dair en net referandum mesajlarından biri olarak öne çıkıyor.

Yorumlar 0

Yorumunuz moderatör onayından sonra yayınlanacaktır.

Henüz onaylanmış yorum bulunmuyor.