2019 yerel seçimlerinde HDP listesinden Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi eş başkanı seçilen Selçuk Mızraklı, 19 Ağustos 2019’da İçişleri Bakanlığı tarafından görevden alınmış ve tutuklanmıştı. Yerine kayyum atanmıştı. Yaklaşık yedi yıl süren tutukluluk sürecinin ardından 8 Eylül 2026’da Edirne Cezaevi’nden tahliye kararı çıktı. Mızraklı, cezaevi kapısından çıktığında eşi Zeynep Mızraklı ile birlikte kalabalık bir DEM Parti heyeti tarafından karşılandı. Heyette DEM Parti Grup Başkanvekilleri Sezai Temelli ve Gülistan Kılıç Koçyiğit, Antalya Milletvekili Saruhan Oluç, Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan ve Diyarbakır Milletvekili Cengiz Çandar yer aldı.
Cezaevi önünde ilk açıklamasını yapan Mızraklı, kendisini karşılamaya gelenlere teşekkür etti ve cezaevindeki arkadaşlarıyla birlikte güç bulduklarını söyledi. Sözleri şöyleydi:
“Ben, bizler, şu anda cezaevinde arkada duran onlarca yoldaşımız, sizlerle beraber yürek bulduk, güç bulduk. Bu enerji bize güç kattıran, güçlendiren bir duruma dönüştü. Sizlerle beraber o gücü alarak hakkımızda usulsüzce, kumpaslarla, hukuk dışı bir şekilde kesilen cezalara karşı ayakta durmayı ve buradan başımız dik çıkmayı kendimize hayat ilkesi edindik.”
Türkiye’nin kritik bir süreçten geçtiğini belirten Mızraklı, “Bu kritik sürecin, özellikle dışarıdan gelebilecek her türden provokasyon olasılığını da gözetilerek dikkatli bir şekilde, özenle ve hızlı yürütülmesi gerekiyor” dedi.
2015 ve sonrasındaki döneme değinen Mızraklı, şunları ifade etti:
“2015 için sonrasının en temel belirleyicisi hukuk dışılıktır. Hukukun dışına çıkmaktır. Bu dönem 2015 ve sonrası hukuk dışılığın artık zirve yaptığı, şahikasına vardığı bir dönem oldu. Şimdi kaybettiğimiz şey bir hukuksuzluktur. İkincisi demokrasi. Zaten cılız olan demokrasinin bütün değer ve kurumlarını aşındıran bir süreç yaşadık. Bizim artık tabandan tavana, yani yerellerden Ankara’ya, merkeze kadar, bütün merkezlere kadar demokrasinin adım adım, ilmek ilmek örülme sürecine girmiş durumdayız. Demokrasi olmazsa olmazıdır.
Ortada bir barıştan bahsediyoruz arkadaşlar. Bir barış sürecinden, bir barış ikliminden bahsediyoruz. Barış iklimi öyle ‘Hadi dün kavgalıydık, bugün de barışıyoruz’ deme durumu değil. Hafızası olan, geçmişi olan, telafi edilmesi gereken başlıkları olan bir süreçten bahsediyoruz. Dolayısıyla barışın kalıcı olabilmesi için yüreklerde, zihinlerde, hafızalarda karşılık bulabilmesi için olması gereken şey bunu hakikaten samimi hale getirmektir.”
Sürecin toplumsal desteğinin artması için şeffaflığın önemine dikkat çeken Mızraklı, “Bu anlamda demokratikleşme adımlarının, toplumun kaygı ve korku koridorlarının giderek telafi edilebileceği, güven katsayısının, destek katsayısının artırılacağı adımlara ihtiyaç var. Bunun da en önemli faslı şeffaflaşmadır” ifadelerini kullandı.
Görüşmeler konusunda toplumun daha fazla bilgilendirilmesi gerektiğini vurgulayan Mızraklı şöyle devam etti:
“Yani bir yerlerde birtakım görüşmeler yapılıyor ve ondan sonra da bir şeyleri duyuyoruz. Toplumdaki duygu durumunun bu olduğunu hissediyorum ben. Şimdi buradan çıkmak gerekiyor. İnsanlar bir yola çıktıkları zaman varacakları adresi görmek isterler. Varacakları adrese göre o yolda adımlarını atarlar. Dolayısıyla bizler de siyaset olarak, toplum olarak, Türkiye halkları olarak önümüzü görmek istiyoruz. Önümüzü görebilmemiz için de sürecin şeffaflaştırılması, enformasyonun çoğaltılması gerekiyor.”
Edirne Cezaevi’nin kendisiyle özdeşleşmesini istemediğini belirten Mızraklı, cezaevinde bulunan Selahattin Demirtaş’a da değindi:
“Eğer ben bugün burada, bu kapının önündeysem asıl burada olması gereken benden önce bu halkın sevgilisi sevgili Selahattin Demirtaş’tır. ve eğer ben bugün bu kapının önündeysem, ben çok kısa zamanda bu kapının önüne tekrar geri dönmek istiyorum. İçeriye girmekten korkum yok. İçeriye girmek için değil, oradaki yoldaşlarımızı, oradaki Selahattin Başkan’ımızı almak için buraya gelmek istiyorum.”
Tahliye öncesi Demirtaş ile yaptığı son görüşmeyi anlatan Mızraklı, görüşmenin “muhteşem bir kucaklaşma” şeklinde geçtiğini söyledi ve ekledi:
“Girerken de kucaklaşmamız muhteşemdi, çıkarken de muhteşemdi. Şimdi kardeştik yoldaştık, zikirdaştık. Birbirimize sırtımızı veriyorduk, birbirimize yüreğimizi açıyorduk. Daha iyi bir dünya, daha iyi bir Türkiye, daha özgür bir yaşam, daha demokratik bir toplum nasıl olur, nasıl olmalı sorusu üzerine kafa patlatıyoruz.”
Demirtaş’ın mesajının her zaman demokrasi, barış ve çözüm olduğunu aktaran Mızraklı, “Demirtaş’ın, ben söyleyeyim, ‘Ne olursa olsun demokrasi, ne olursa olsun barış, ne olursa olsun çözüm’ mesajı her zaman bu oldu. Bunu defalarca yazdı, çizdi” dedi.
Açıklamasının sonunda basın mensuplarına seslenen Mızraklı, şu temennide bulundu:
“Artık Türkiye’de sadece Demirtaş için değil, Demirtaş başta olmak üzere, İmralı’da Sayın Öcalan başta olmak üzere, bütün hepsiyle dışarıda özgürce, herhangi bir kısıta uğramaksızın mülakatları yapacağınız günlerin gelmesinin temennisini ben söyleyeyim. Ama sizler de bunun için bu mücadeleye lütfen güç verin, destek olun.”
Tahliye sonrası ilk durağı İstanbul olacak olan Mızraklı, burada yazar İsmail Beşikçi ile görüşecek ve Sırrı Süreyya Önder’in mezarını ziyaret edecek. Ardından memleketi Diyarbakır’a geçerek anne ve babasının kabirlerinin yanı sıra Mehdi Zana, Tahir Demirtaş, Tahir Elçi, Mehmed Uzun ve İlhan Diken’in mezarlarını ziyaret etmeyi planlıyor.
Mızraklı’nın tahliyesi, son beş yıldır aynı koğuşu paylaştığı Selahattin Demirtaş’ın daha önce kaleme aldığı bir yazıyla da gündeme gelmişti. Demirtaş, “Son beş yıldır ben ona emanettim, o bana emanetti. Salı sabahı buradan çıkacak, akşamına da Diyarbakır Havaalanında olacak. Artık size emanettir” demişti.