Rami Kütüphanesi, Türkiye’nin en köklü ve hassas toplumsal konularından birine; barış imkânları, yüzleşme ve "Terörsüz Türkiye" hedeflerine ev sahipliği yaptı. Sivil toplum temsilcileri, akademisyenler, gazeteciler ve davetlilerin katılımıyla düzenlenen “Yüzleşerek Barışmak” paneli, toplumsal bütünleşme yolunda atılabilecek adımları akademik ve sivil bir zeminde masaya yatırdı.
Programın açılışını Çetin Deniz ve Murat Atım yaparken, etkinliğin odağında dikkat çekici bir isim vardı: Bizzat örgüt saflarında yer almış, 9,5 yıllık cezaevi deneyiminin ardından kalemini şiddet karşıtlığına ve toplumsal yüzleşmeye adamış Araştırmacı-Yazar Aytekin Yılmaz.
ÇETİN DENİZ: “CEBİMİZDE FARKLI BİLGİ KIRINTILARIYLA AYRILMAK İSTİYORUZ”
Açılış ve selamlama konuşmasında programın toplumsal hafıza açısından taşıdığı kritik öneme değinen Çetin Deniz, etkinliğin amacını şu sözlerle ifade etti:
“Yapacağımız bu program gerçekten gündemi de kapsadığından dolayı önemli bir program. İnşallah hocamızın bahsedeceği konulardan bu salondan çıktığımızda cebimizde belki farklı bilgi kırıntılarının olduğu bir ortamla bir öğrenmişlikle çıkacağız. Yani bilgi kırıntıları biraz cebimizde farklı olanlar kalmış olur. Çünkü bu konuyla ilgili tabii ki herkesin bir görüşü, bir fikri olacaktır.”
Rami Kütüphanesi çatısı altında yaklaşık bir yıldır kitap okuma ve analiz etkinlikleri düzenlediklerini hatırlatan Deniz; organizasyona katkı sunan kütüphane yönetimine, katılım gösteren misafirlere ve ana konuşmacı Aytekin Yılmaz’a teşekkür etti. Konuşmasında ayrıca TBMM Genel Kurulu’nda kabul edilen 12 maddelik kanunun, toplumsal bütünleşme ve ekonomik kalkınma hamleleri bakımından taşıdığı stratejik değere dikkat çekti.
MURAT ATIM: “YANKI ODALARINDAN ÇIKMALIYIZ”
Çetin Deniz’in ardından söz alan Murat Atım, toplumdaki kutuplaşmayı kırmanın ve kökleşmiş önyargıları aşmanın tek yolunun samimi bir diyalog kurmaktan geçtiğini vurguladı. Atım, konuşmasında şu ifadelere yer verdi:
“Değerli misafirlerimiz, hoşgeldiniz. Her birlerinizi ayrı ayrı saygıyla selamlıyorum. Aramızda değişik noktalarda görevler yapmış, protokol işgal etmiş abilerimiz, kardeşlerimiz var. Hiçbir tanesini ayırmadan birlikte, saygıdeğer misafirler olarak sizleri selamlıyorum. Bugün burada olmaklığımızın çok farklı bir anlamı olmalı. Yani geldiğimize değmeli. Ben bütün toplantılarda, bütün etkinliklerde etkinlik başlamadan önce neredeydik, bittikten sonra neredeyiz sorusunun cevabını bulmak isterim. Yani harcadığımız zamanın bize bir getirisi mutlaka olmalı.”
Sosyal psikolojideki "temas hipotezi" ve "çatışma kültürü" kuramlarına atıfta bulunan Atım; bireylerin yalnızca kendi fikirlerinin yankılandığı "yankı odalarından" çıkmaları, gerçek yaşanmışlıklar üzerinden empati ve temas kurmaları gerektiğinin altını çizdi.
AYTEKİN YILMAZ: “ŞİDDET HAK ARAMA YÖNTEMİ OLAMAZ, AMASIZ ŞİDDET KARŞITI OLMALIYIZ”
Programın ana konuşmasını gerçekleştiren Araştırmacı-Yazar Aytekin Yılmaz; kendi hayat hikayesi, 10 yıla yaklaşan cezaevi süreci ve yıllardır yürüttüğü araştırmalar ışığında Türkiye'nin terör ve şiddet sarmalına dair detaylı bir analiz sundu. Yılmaz’ın sunumunda öne çıkan temel başlıklar şunlar oldu:
1. Geçmiş Çözüm Süreçleri ve Örgütün Sabotajları
Devlet ile örgüt arasındaki silahsızlanma arayışlarının geçmişte 3 kez denendiğini, günümüzde ise 4. süreçte olunduğunu belirten Yılmaz, tarihsel kırılmaları şöyle özetledi:
* 1993 Süreci: Turgut Özal ve Erdal İnönü döneminde tek taraflı ateşkes ilan edildiğini ve af tasarılarının gündeme geldiğini hatırlatan Yılmaz, örgütün bu tarihi fırsatı heba ettiğini söyledi.
* Sovyetler’in Yıkılışı ve Avrupa Örgütleri: 1990'ların başında SSCB'nin dağılmasıyla Kızıl Tugaylar (İtalya) veya RAF (Almanya) gibi yapıların topluma mektup yazıp özür dileyerek silah bıraktığını belirten Yılmaz; PKK'nın ise sivilleşmek yerine aksine eylemlerini artırdığını vurguladı.
* 2013-2015 Çözüm Süreci: HDP'nin 80 milletvekiliyle meclise girdiği ve Akil İnsanlar Heyeti'nin sahada olduğu bir ortamda, örgütün "Devrimci Halk Savaşı" söylemiyle Çukur/Barikat eylemlerini başlatarak barış zeminini sabote ettiğini ifade etti.
2. Değişen Askeri Dengeler ve Teknolojik Üstünlük
İçinde bulunulan 4. Süreç'in önceki denemelerden niteliksel olarak farklı ve daha umut verici olduğunu belirten Yılmaz:
* İHA/SİHA Teknolojisi: Teknolojik üstünlük sayesinde örgütün artık geçmişteki gibi 100-200 kişilik gruplarla karakol baskınları yapamayacağını, hareket alanının sıfırlandığını dile getirdi.
* 15 Temmuz Sonrası Güvenlik Konsepti: 2016 sonrasında uygulanan kararlı stratejiyle şehirlerde huzur ortamının sağandığını belirten Yılmaz, “Örgüt artık çaresizdir, silahlara dönmek istese dahi eski eylem kapasitesine ulaşamaz” tespitinde bulundu.
3. Ağır İnsani Bilanço ve Yüzleşme
Tarihsel süreçteki kayıpların boyutuna değinen Yılmaz, ezberlenmiş rakamların arkasındaki ağır tabloyu paylaştı: Çatışmalı süreçte yaklaşık 100 bin insanın yaşamını yitirdiğini; bunun 50 binini örgüt militanlarının, 15 binini şehit ve sivil kayıpların, 15 bine yakınını örgüt içi infazların ve binlercesini ise faili meçhullerin oluşturduğunu ifade etti. Terörün Türkiye'ye maliyetinin 2 trilyon doları bulduğunu, 4 bin köyün boşaltıldığını ve toplumun "model manyağı" haline getirildiğini ekledi.
4. Diyarbakır Anneleri ve İnsan Hakları Çevrelerine Eleştiri
* Diyarbakır Anneleri: HDP binası önünde duran annelerin mücadelesini "yakın tarihin en barışçıl ve en haklı eylemi" olarak tanımlayan Yılmaz; sol ve aydın çevrelerin Cumartesi Anneleri’ne verdiği desteği Diyarbakır Anneleri’nden esirgemesini eleştirdi.
* Kavramların Ampute Edilmesi: Bazı baro ve sivil toplum kuruluşlarının sadece devlet kaynaklı mağduriyetleri görüp, örgütün katlettiği çocukları ve örgüt içi infazları görmezden gelerek "insan hakları" ve "barış" kavramlarının içini boşalttığını vurguladı.
5. Tarihsel Perspektif: Kardeşlik Hukuku
Tarihten kin değil ders çıkarılması gerektiğini savunan Yılmaz; Yavuz Sultan Selim ve İdris-i Bitlisî döneminde sağlanan uzlaşmayla Kürt mirleri ve aşiretleriyle 300 yıllık bir huzur dönemi kurulduğunu, Sultan II. Abdülhamid’in Doğu politikası ve açtığı mektepler sayesinde Kürtler tarafından "Bave Kurdan" (Kürdün Babası) olarak anıldığını hatırlattı.
6. “İnsan Öldürene Gazoz Bile Verilmemeli!”
Silahların bırakılmasının şart olduğunu ancak tek başına yeterli olmadığını belirten Yılmaz, konuşmasını şu çarpıcı sözlerle tamamladı:
“Silah kullanana hiçbir şey verilmemelidir. Örgütte ne yaptın deseler; bir gazoz bile verilmemelidir! O kadar suçlular var, o kadar cinayet işlediler. Şiddet bir hak arama yöntemi olmamalıdır. Bir insan şiddet karşıtı olmadan hiçbir şey olunmamalıdır. Hangi davayı savunursanız savunun, insan öldüren bir dava iflah olmaz.”