CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal, partisinin genel merkezinde düzenlediği basın toplantısında 2027-2029 Orta Vadeli Programı’nı eleştirdi. Tarım sektörünün yaşadığı sorunları, bütçe tercihlerini, çiftçinin borç yükünü ve artan ithalatı gündeme getiren Sarıbal, programın üreticiye ne üretim ne de gelir güvencesi sağladığını vurguladı.
Sarıbal konuşmasına basın özgürlüğü çağrısıyla başladı ve şöyle dedi: “Basın özgür olmazsa, basın gerçekleri ortaya koyamazsa toplumun gerçek haber alma hakkı yok olur.”
Ardından Orta Vadeli Program’ın enflasyon hedeflerindeki tutarsızlıklara dikkat çeken Sarıbal, şu değerlendirmeyi yaptı:
“Geçen yıl 2026 enflasyonunun yüzde 16 olacağını söylediler, şimdi hedefi yüzde 28,4’e çıkardılar. Bu değişiklik, önceki programın ne kadar öngörüsüz hazırlandığını daha başlangıçta ortaya koyuyor. 2027 için yüzde 21 enflasyon hedefliyorlar. Tutmayacak. Ancak bu hedefleri; destekleri, alım fiyatlarını, emekli aylıklarını ve kamu tarafından belirlenen diğer ödemeleri baskılamak için kullanacaklar.”
Programın tarımın 2025’te yüzde 8,5 küçüldüğünü kabul ettiğini hatırlatan Sarıbal, “Tarım çökerken iktidar çiftçiye yeni bir üretim programı değil, yeni bir kemer sıkma programı sunuyor” ifadelerini kullandı.
Tarım bütçesindeki kesinti ile faiz giderlerindeki artışı karşılaştıran Sarıbal, asıl mesajını net biçimde ortaya koydu:
“Faiz harcamaları yüzde 40,7 artarken tarıma ayrılan ödenek yüzde 29,3 azaltılıyor. 2026 yılında faiz giderleri Tarım ve Orman Bakanlığı bütçesinin yaklaşık 5,2 katıydı. 2027’de bu oran 10,4 kata çıkacak. Yani Tarım ve Orman Bakanlığına ayrılması öngörülen her 1 liraya karşılık faize 10,4 lira harcanacak. Burada para yokluğu değil, tercih vardır. İktidar tercihini çiftçiden, köylüden ve halktan yana değil; faizden ve sermayeden yana kullanmaktadır.”
Organize tarım bölgeleri konusunda da uyarıda bulunan Sarıbal, “Üretimden kopuk, çiftçinin pazarlama ve depolama sorunlarını çözmeyen organize tarım bölgeleri bir süre sonra arsa spekülasyonuna ve amacı dışında kullanılan karma sanayi alanlarına dönüşür. Et ve gıda sanayisini üretimin yapıldığı Kars’a, Ardahan’a, Erzurum’a kurmuyorsanız organize tarımdan söz edemezsiniz” dedi.
Desteklerin enflasyon hedefinin gerisinde kaldığını belirten Sarıbal, çiftçinin yaşadığı fiyat dengesizliğini şöyle anlattı:
“İktidarın kendi enflasyon hedefi gerçekleşse bile çiftçiye verilen destek reel olarak azalacak. Çiftçinin ürünü hedef enflasyona göre fiyatlandırılıyor; mazotu, gübresi, yemi, tohumu, ilacı ve elektriği piyasanın gerçek fiyatıyla satılıyor. Mazot ve gübre yüzde 21’den fazla artarsa aradaki farkı kim karşılayacak? OVP’de bunun yanıtı yok. Çiftçinin girdi fiyatlarını kontrol altına alacak tek bir somut düzenleme bulunmuyor.”
Üreticinin her koşulda zarar ettiğini vurgulayan Sarıbal, “Çiftçi normal üretimini yaptığında bile zarar ediyor. Ürün az olduğunda üretici kaybediyor, ürün fazla olduğunda yine üretici kaybediyor. Çünkü çiftçinin ne girdi fiyatında ne de ürününün satış fiyatında söz hakkı var. Çiftçi enflasyonun nedeni değil, yanlış ekonomi politikalarının mağdurudur” diye konuştu.
Bursa başta olmak üzere ülkenin farklı bölgelerindeki üreticilerin durumunu da aktaran Sarıbal, “Karacabey’den Mustafakemalpaşa’ya, Yenişehir’den İznik ve Gemlik’e kadar üretici aynı çıkmazın içindedir. Süt üreticisi yem maliyetini, sebze, meyve, siyah incir ve zeytin üreticisi bakım ve hasat giderlerini karşılayamıyor” dedi ve ekledi: “Biz bu ülkeyi hakkaniyetle ve adaletle yöneteceğiz. Tarımı bu ülkenin en onurlu işi, çiftçiyi de emeğinin karşılığını alan onurlu bir üretici haline getireceğiz.”
İthalat rakamlarını paylaşan Sarıbal, politikayı şu sözlerle eleştirdi:
“İthalatla piyasayı ve çiftçiyi terbiye etmeye çalıştılar, başaramadılar. Şimdi ithalat kendilerini teslim aldı. İthalat artık piyasayı düzenlemek için kullanılan geçici bir araç değil, iktidarın tarım politikasına dönüşmüştür. Buğdaydan mısıra, soyadan ayçiçeğine, mercimekten canlı hayvana kadar ithalat büyüyor. İktidar çiftçiye üretim planı değil, ithalatçıya pazar hazırlıyor.”
Çiftçinin borçlarının hızla arttığını belirten Sarıbal, “Çiftçi borcunu kazandığı parayla kapatmıyor, yeni borçla eski borcu çeviriyor. Borç takla attırılarak büyütülüyor. Küçük bir kartopu olarak başlayan borç, çiftçinin toprağını ve geleceğini elinden alan büyük bir yüke dönüşüyor. Her toplantıda çiftçinin borcunu ve yaşadığı mağduriyeti anlatmaya devam edeceğim” dedi.
Sözleşmeli üretim modeline de değinen Sarıbal, “Sözleşmeli üretim diyorsunuz. Peki tüccarın çiftçinin hakkını ödemesinin güvencesi kim olacak? Arada çiftçiyi koruyacak bir kamu kurumu var mı? Taban fiyat var mı? Maliyete ve çiftçinin yaşam payına göre belirlenen bir fiyat var mı? OVP’de bunların hiçbiri yok” diye sordu ve ekledi: “Çiftçinin ürün fiyatının ve girdi maliyetlerinin belirlenmesinde söz hakkı yok. Örgütlenmede, üretim planlamasında ve sözleşmeli tarımda katılımcılık, şeffaflık ve çoğulculuk yok. Üreticinin karar mekanizmalarında bulunmadığı bir sistemin adı planlama olamaz.”
Tarımı millî güvenlik meselesi olarak nitelendiren Sarıbal, “Bu çiftçi elindeki son toprağı, son metrekareyi sattığında ülke özgürlüğünü ve bağımsızlığını kaybeder. Dünyada paranız olsa bile her zaman gıda satın alamazsınız. Bunu salgın döneminde yaşadık. Toprağımız, çiftçimiz ve üretim imkânlarımız var. Kaynaklarımızı doğru planlamak ve üreticinin emeğinin karşılığını almasını sağlamak zorundayız” ifadelerini kullandı.
Açıklamasını ise şu sözlerle tamamladı:
“Çiftçi üretemiyorsa halk ucuza gıda alamaz. Çiftçinin sırtından yapılan tasarruf, halkın sofrasından yapılan tasarruftur. Türkiye’nin geleceği ithalata ve faize değil, kendi toprağında üreten çiftçisine dayanacaktır. Bu düzen değişecek; üretenin hakkını aldığı, çiftçinin onurlu bir yaşam sürdüğü bir ülkeyi kuracağız.”