Cumhuriyet Halk Partisi Sosyal Politikalardan Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Necdet Saraç, 24 Ağustos 2026 tarihinde yayımlanan kapsamlı bir değerlendirmede, Türkiye’de yoksulluğun ve güvencesizliğin çok boyutlu bir hale geldiğini vurgulayarak “Toplumsal Güvence Programı” önerisini kamuoyuna sundu. Saraç, mevcut sosyal yardım anlayışının yetersiz kaldığını, yurttaşların yaşamını yalnızca kriz anlarında değil, her döneminde koruyan hak temelli bir sosyal devlet düzenine ihtiyaç olduğunu belirtti.
Saraç’ın değerlendirmesine göre, çocuk yoksulluğundan çalışan yoksulluğuna, barınma krizinden bakım yüküne, gıda ve enerji erişiminden geleceksizlik duygusuna kadar uzanan güvencesizlik, toplumun geniş kesimlerini etkiliyor. İnsanlar yalnızca bugünü değil, çocuklarının geleceğini, gençlerin istihdamını, emeklilerin yaşam koşullarını ve ailelerin barınma sorununu da kaygıyla düşünüyor. Bu nedenle parçalı yardımların ötesine geçen, kamusal güvenceye dayalı yeni bir sosyal politika anlayışına ihtiyaç bulunduğu ifade ediliyor.
CHP’nin bugüne kadar ortaya koyduğu sosyal politika önerilerini tek bir çatı altında toplayacak “Toplumsal Güvence Programı”nın, “CHP İktidarında Türkiye Modeli” olarak sunulması gerektiğini savunan Saraç, sosyal politikanın lütuf değil hak, sosyal desteğin ise yardım değil yurttaşlık hakkı olduğunu vurguladı. Desteklerin siyasi takdire bırakılmaması, nesnel ölçütlere ve yasal güvenceye bağlanması, tek başvuru sistemiyle erişilebilir hale getirilmesi gerektiğini belirtti.
Saraç, CHP’nin hedefini “yardım dağıtan parti” olmaktan çıkarıp Cumhuriyet’in ikinci yüzyılında sosyal devleti yeniden kuran parti olarak tanımlaması gerektiğini söyledi. Gerçek bir refah devletinin yoksulluğu yönetmediğini, azaltıp ortadan kaldırdığını ve kuşaktan kuşağa aktarılmasını engellediğini kaydetti. Vatandaşlık Temel Geliri, insanca emekli aylığı, barınma hakkı olarak konut, çocukların beslenme-eğitim-bakım hakları ve gençlere somut başlangıç güvenceleri gibi unsurları bu anlayışın parçası olarak sıraladı.
Cumhuriyetçi eşitlik ilkesini temel alan programın, söylemden kuruma, yardımdan güvenceye, merkezden yerele bütünlüğe, siyasi sadakatten bağımsız hakka ve üretimle bağa dayandığını belirten Saraç, programın geçim, konut, emeklilik, çocuk yoksulluğu, kadınların sosyal güvenliği, gençlerin gelecek güvencesi, çalışan yoksulluğu, sağlıkta eşitlik, engelli hakları, gazi ve şehit yakınları, esnaf, mikro işletmeler ile bölgesel-kırsal eşitsizlikleri kapsaması gerektiğini ifade etti.
Saraç, CHP’nin sosyal politika iddiasının yardım miktarları veya maaş artışları yarışına indirgenmemesi gerektiğini, asıl vaadin yurttaşın hayatını siyasi iktidarın takdirinden kurtaran bütünlüklü bir kamusal güvence düzeni kurmak olduğunu vurguladı. Toplumsal Güvence Programı’nın seçim sloganı değil, bütçesi, kurumları, yasaları, uygulama takvimi ve denetim mekanizmaları olan bir yurttaşlık sözleşmesi haline gelmesi gerektiğini belirtti.
Necdet Saraç’ın açıklamasının tam metni şöyle:
SOSYAL DEVLETİ YENİDEN KURMAK
“Toplumsal Güvence Programı”
Türkiye’de yoksulluk artık yalnızca gelirin yetersizliğiyle açıklanabilecek bir sorun olmaktan çıkmıştır. Çocuk yoksulluğundan çalışan yoksulluğuna, barınma krizinden bakım yüküne, gıdaya ve enerjiye, erişim sorunundan geleceksizlik duygusuna kadar uzanan çok boyutlu bir güvencesizlik, milyonlarca yurttaşın yaşamını kuşatmaktadır.
Bugün toplumun geniş kesimlerinde ortaklaşan en güçlü duygu, gelecek kaygısı ve güvencesizliktir. İnsanlar yalnızca bugünü nasıl geçireceklerini değil, yarınlarını nasıl kuracaklarını da düşünmektedir. Çocukların geleceği, gençlerin iş bulması, emeklilerin insanca yaşaması, çalışanların geçimini sağlayabilmesi, ailelerin barınma sorununu çözebilmesi giderek daha büyük bir belirsizlik alanına dönüşmektedir.
Bu nedenle Türkiye’nin ihtiyacı, birbirinden kopuk sosyal yardımların ötesine geçen, kamusal güvence üzerine kurulmuş yeni bir sosyal politika anlayışıdır. Yurttaşı yalnızca kriz anlarında destekleyen değil, yaşamının bütün dönemlerinde koruyan; sosyal hakları siyasi iktidarın takdirinden çıkarıp yasal ve kurumsal güvenceye bağlayan yeni bir sosyal devlet düzenine ihtiyaç vardır.
YARDIM DEĞİL, YURTTAŞLIK HAKKI
CHP, sosyal politika alanında bugüne kadar ortaya koyduğu farklı önerileri ve uygulamaları tek bir çatı altında birleştiren kapsamlı bir “Toplumsal Güvence Programı” oluşturmalı ve bunu “CHP İktidarında Türkiye Modeli” olarak topluma sunmalıdır.
Bu modelin temel anlayışı açıktır: Sosyal politika bir lütuf değil haktır. Sosyal destek yardım değil yurttaşlık hakkıdır.
Devletin yurttaşa sunduğu destekler, siyasi iktidarın ya da yerel yöneticilerin takdirine bırakılan bir iyilik olarak görülmemelidir. Sosyal haklar, eşit yurttaşlığın doğal sonucu olarak kabul edilmelidir.
Bu anlayışla sosyal politika, birbirinden kopuk yardımların toplamı olmaktan çıkarılmalı; gelir, eğitim, sağlık, barınma, bakım ve istihdamı birbirine bağlayan bütünlüklü bir kamusal güvence ekosistemine dönüştürülmelidir.
Çünkü içme suyu, elektrik, doğal gaz, barınma, toplu taşıma ve internete erişim, insan onuruna yaraşır yaşamın temel unsurlarıdır. Kamunun görevi bu hizmetleri bütünüyle ücretsiz hale getirmek değildir. Asıl görev, hiç kimsenin gelir yetersizliği nedeniyle bu temel hizmetlerden mahrum kalmamasını güvence altına almaktır.
Böyle bir sistemde sosyal destekler idari takdire değil, nesnel ölçütlere ve yasal güvenceye dayanmalıdır. Yoksulluk derinleştikten sonra yardım etmek yerine; çocukluk, eğitim, sağlık, barınma ve istihdam alanlarında erken müdahale edilmelidir.
Yurttaş sosyal hakkına ulaşmak için kurum kurum dolaşmamalıdır. Tek başvuru sistemi üzerinden ihtiyaç duyduğu sosyal haklara kolay, hızlı ve şeffaf biçimde erişebilmelidir.
SOSYAL DEVLETİ YENİDEN KURMAK
CHP, 21. yüzyılın değişen koşullarında sosyal demokrat kimliğini yeniden tanımlamalıdır. CHP’nin hedefi yalnızca “yardım dağıtan parti” olmak değil, Cumhuriyet’in ikinci yüzyılında sosyal devleti yeniden kuran parti olmaktır.
Çünkü mesele yalnızca yoksulluğun sonuçlarını hafifletmek değildir.
Asıl mesele, yoksulluğu üreten mekanizmaları ortadan kaldırmaktır.
Asıl hedef, Türkiye Cumhuriyeti’ni güçlü, kapsayıcı ve hak temelli bir refah devletine dönüştürmektir.
Gerçek bir refah devleti yoksulluğu yönetmez; yoksulluğu azaltan, ortadan kaldıran ve kuşaktan kuşağa aktarılmasını önleyen bir düzen kurar. Böyle bir düzende yurttaşın güvencesi siyasi sadakat değil, sosyal devlet olur.
Bu anlayışta Vatandaşlık Temel Geliri bir lütuf değil, hakka dönüşür. Emekli aylığı yalnızca bir ödeme olmaktan çıkar, insanca yaşamı güvence altına alan bir sosyal hak haline gelir. Konut, öncelikle bir yatırım aracı değil barınma hakkıdır. TOKİ de asli amacı olan sosyal konut üretimine yeniden yönelir.
Her çocuğun nitelikli beslenme, eğitim ve bakım hakkı güvence altına alınır. Gençlere yalnızca “umut” vaat edilmez; ilk işlerini bulmaları, kendi hayatlarını kurmaları ve bağımsız bir yaşam sürdürebilmeleri için somut başlangıç güvenceleri sağlanır.
CUMHURİYETÇİ EŞİTLİK
CHP’nin sosyal politika alanında farklılaşması, mevcut vaatleri daha yüksek sesle tekrarlamasına değil; kendi tarihsel birikimini uygulanabilir, kalıcı ve ölçülebilir bir sosyal devlet mimarisine dönüştürmesine bağlıdır.
Bunun temelinde cumhuriyetçi eşitlik anlayışı bulunmalıdır.
Cumhuriyetçi eşitlik, herkesin aynı koşullara sahip olması anlamına gelmez. Her yurttaşın insan onuruna yaraşır bir yaşam sürmesini, temel kamu hizmetlerine eşit erişmesini ve yaşamını kendi emeği ve tercihleri doğrultusunda kurabilmesini sağlayacak koşulların yaratılmasıdır.
Bu anlayışın birkaç temel ilkesi vardır:
Söylemden kuruma: Her ana vaat için yasa, kurum, bütçe kaynağı, uygulama takvimi ve ölçülebilir hedef açıklanmalıdır.
Yardımdan güvenceye: Tek seferlik destekler yerine gelir, bakım, barınma ve istihdamı birbirine bağlayan sürekli ve hak temelli bir sistem kurulmalıdır.
Merkezden yerele bütünlük: Belediyelerin kreş, kent lokantası, öğrenci yurdu, sosyal destek ve evde bakım alanlarında geliştirdiği deneyimler ülke çapında standartlara dönüştürülmelidir.
Siyasi sadakatten bağımsız hak: Sosyal destekler parti üyeliğine, siyasi ilişkilere, seçim dönemlerindeki tercihlere veya yönetsel takdire bağlanmamalıdır. Hak, hak sahibine ait olmalıdır.
Üretimle bağ: Refah devleti yalnızca kaynak dağıtan bir mekanizma olarak görülmemelidir. Nitelikli iş, örgütlü emek, kadın istihdamı, bölgesel üretim ve güçlü yerel ekonomiler yaratan bir kalkınma modeliyle birlikte düşünülmelidir.
Cumhuriyetçi eşitlik: CHP, tarihsel kimliğini yalnızca geçmişe referans veren bir nostaljiye değil, herkesin kamu hizmetlerine eşit erişebildiği çağdaş bir yurttaşlık düzenine dönüştürmelidir.
HAYATIN HER ALANINDA TOPLUMSAL GÜVENCE
Toplumsal Güvence Programı, sosyal eşitsizliğin ortaya çıktığı bütün alanları kapsamalıdır.
Bu program; geçim ve yoksulluktan konut hakkına, erişilebilir konuttan sosyal kiralık konut seferberliğine, emeklilikten yaşlılık ve bakım hizmetlerine, çocuk yoksulluğundan kadınların sosyal güvenliğine, gençlerin gelecek güvencesinden erişilebilir yurt ve kiralık konut olanaklarına kadar uzanan geniş bir çerçeveye sahip olmalıdır.
Bununla birlikte çalışan yoksulluğu ve güvenceli emek, sağlıkta eşitlik, engelli hakları, gazi ve şehit yakınlarının hakları, esnaf ve mikro işletmelerin sosyal güvencesi, bölgesel ve kırsal eşitsizlikler de programın temel başlıkları arasında yer almalıdır.
Çünkü sosyal politika, yalnızca yoksul yurttaşlara yönelik bir politika değildir.
Sosyal politika, toplumun tamamının yaşam güvencesidir.
Çocuk için eğitim ve beslenme güvencesidir.
Genç için iş ve barınma güvencesidir.
Çalışan için insanca ücret ve güvenli çalışma güvencesidir.
Kadın için gelir ve sosyal güvenlik güvencesidir.
Emekli için insanca yaşam güvencesidir.
Yaşlı için bakım güvencesidir.
Engelli yurttaş için eşit yurttaşlık güvencesidir.
Esnaf için ekonomik ve sosyal güvence, çiftçi için üretim güvencesidir.
SOSYAL POLİTİKA YALNIZCA YARDIM DEĞİLDİR
CHP’nin sosyal politika iddiası, yardım miktarları üzerinden yürütülen bir yarışa ya da yalnızca maaş artışlarına indirgenmemelidir.
Esas vaat çok daha büyüktür:
Yurttaşın hayatını siyasi iktidarın takdirinden kurtaran; gelir, barınma, bakım, sağlık, eğitim ve istihdamı birbirine bağlayan yeni bir kamusal güvence düzeni kurmak.
Bu nedenle Toplumsal Güvence Programı bir seçim kampanyası sloganı değildir. Bütçesi, kurumları, yasaları, uygulama takvimi ve denetim mekanizmaları olan gerçek bir yurttaşlık sözleşmesine dönüşmelidir.
CHP, Cumhuriyet’in ikinci yüzyılında kendisini yalnızca iktidara talip bir parti olarak değil, sosyal devleti yeniden kurma iddiasındaki parti olarak tanımlamalıdır.
Çünkü bugün Türkiye’nin ihtiyacı daha fazla yardım değil, daha fazla güvencedir.
Daha fazla sadakat değil, daha fazla haktır.
Daha fazla geçici destek değil, daha güçlü bir sosyal devlettir.
Ve Toplumsal Güvence Programı, bu yeni sosyal devlet anlayışının temel sözleşmesi olmalıdır."