DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Rûdaw'a verdiği mülakatta Orta Doğu'daki gerilimi ve Kürtlerin konumunu değerlendirerek Tahran yönetimine "Suriye örneği" üzerinden diyalog çağrısında bulundu.
“Ortadoğu'da Dengeler Yeniden Şekilleniyor”
Bölgede devam eden çatışmaların ve olası bir yayılmanın Kürtler üzerindeki etkisine değinen Bakırhan, savaşın en çok Kürtlerin yaşadığı coğrafyaları tehdit ettiğini belirterek şu ifadeleri kullandı:
“İran'daki savaş ve bölgede yaşanan gelişmeler, aslında Ortadoğu'daki dengeleri baştan aşağı değiştiriyor. Bu savaş bölgesel bir çatışmaya dönüşürse en çok kim etkilenir diye sorarsanız, cevabım açık: başta İran, Irak ve Suriye olmak üzere Kürtlerin yaşadığı hemen her yer risk altına girer. Zaten savaşın ilk günlerinden itibaren gördük bunu. İran rejimi ve ona bağlı güçler, kimi zaman doğrudan kendisi, kimi zaman Irak'taki İran yanlısı gruplar eliyle Kürdistan Bölgesel Yönetimi topraklarını hedef aldı.”
Bakırhan, saldırılara karşı Kürtlerin hiçbir gücün piyonu olmadan kendilerini savunacağını ifade ederek sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bütün bunlara rağmen Kürtler bölgesel bir savaşın parçası olmayacaklarını, hiçbir gücün koçbaşı olmayacaklarını ısrarla söylüyor. Peki her Allah'ın günü saldırılar devam ederse Kürtler ne yapacak? Herhalde kurbanlık koyun gibi sessiz beklemeyecek. Şunu net söyleyeyim: saldırıya uğrayan herkes gibi Kürtlerin de kendini savunma hakkı var, bunda hiçbir Kürt dinamiği tereddüt duymaz. Ama Kürtler bugüne kadar başka güçlerin oyununa gelmedi, diyalogu ve müzakereyi esas aldı, bu çizgiyi de sürdürüyor.”
“Şam Yönetimi Bütün Eksiklerine Rağmen Müzakereyi Seçti”
İran’ın mevcut yönetim tarzını eleştiren ve Suriye’deki yaklaşımı kıyaslama örneği olarak gösteren Bakırhan, şu sözlerle Tahran yönetimine çağrıda bulundu:
“İran bence Suriye'yi örnek almalı. Bütün eksikliklerine rağmen Kürtlerle diyaloğu seçen bir Şam hükümeti var. Kürtler Suriye'de merkezi hükümetle meselelerini görüşerek çözmeye çalışıyor. Kürtlerle savaş halinde olan bir Şam mı daha istikrarlı olur, yoksa sorunlarını müzakere yoluyla çözmeye çalışan bir Şam mı? Cevap belli. Müzakere ve diyalogdan hem Şam kazançlı hem Kürtler kazançlı çıkar.”
Irak ve İran'daki duruma da değinen Bakırhan, şunları kaydetti:
“Irak'ta da zaman zaman gerilimler yaşansa da Bağdat ile Erbil arasında birbirini tanıma var, diyalog var. Doğru olan da budur. İran ise hâlâ Kürtleri baskıyla, idamlarla, zorla susturmaya, tasfiye etmeye çalışıyor. Bu tutumdan bir an önce vazgeçilmeli. İran, kendi topraklarında yaşayan Kürtler başta olmak üzere farklı halkların, farklı inançların demokratik haklarını tanımalı. En hayırlı yol budur. İdamlara ve saldırılara devam ederse, kendisi için büyük bir kırılma yaşanır. Kürtler de kendini savunmaktan geri durmaz. Bu, Kürtlerin kendi tercihi değil, kendilerine dayatılmış zorunlu bir sonuç olur. Bölgenin ihtiyacı yeni bir savaş değil, kalıcı bir barış ve diyalog zeminidir.”
“Sofrada Oturmayanın Adının Menüde Olduğu Bir Dönem”
Kürt yapıları arasındaki birlik tartışmalarına ilişkin soruları yanıtlayan DEM Parti Eş Genel Başkanı, Erbil ile Süleymaniye arasında güçlü bir ortaklaşma iradesinin şart olduğunu belirtti:
“Çünkü ulusal perspektif artık kendini dayatıyor. Dünya değişiyor, Ortadoğu yeniden dizayn ediliyor; sofrada oturmayanın adının menüde olduğu bir dönemdeyiz. Böyle dönemlerde küçük hesaplar büyük kayıplara mal olur.”
Türkiye'deki Kürtlerin çözüm merciini de net bir şekilde ifade eden Bakırhan, şunları dile getirdi:
“Türkiye'de yaşayan Kürtler olarak tavrımız bellidir ve değişmemiştir: sorunumuzu çözeceğimiz adres Ankara'dır, çözümü de burada, bu topraklarda arıyoruz. Türkiye'nin her bir karışını kendi yurdumuz biliyoruz. Sınırların ötesindeki kardeşlerimizle güçlenecek bir siyasi, kültürel ve ekonomik etkileşim, kimsenin aleyhine değil, herkesin lehine bir kazanımdır.”
Bölgesel ekonomik entegrasyonun herkese fayda sağlayacağını belirten Bakırhan, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bugün bile Habur Sınır Kapısı'ndan en çok kazanan Türkiye'dir; Kürdistan Bölgesel Yönetimi topraklarında çalışan, yatırım yapan Trabzon'dan Diyarbakır'a binlerce Türkiyeli var. Yarın Kamışlo-Nusaybin sınır kapısı açıldığında da kazanan yine hep birlikte olacağız: Şam, Ankara ve Kamışlo. Kürtlerin kendi arasındaki birlik ve huzur, bölgedeki istikrarı güçlendirir; bölgedeki istikrar da doğrudan Türkiye'nin güvenliğine ve refahına hizmet eder. Yani bu birlik meselesi bir tehdit değil, Türkiye'nin de yararına olan, herkesin kazanacağı bir zemindir.”
Öcalan'ın İran ve Bölgeye Dair Mesajları
Rûdaw Temsilcisinin "Abdullah Öcalan'ın İran'ın saldırılarına ilişkin bir değerlendirmesi ya da önerisi oldu mu?" sorusuna yanıt veren Bakırhan, Öcalan'ın İmralı Heyeti ile yaptığı görüşmedeki yaklaşımını dört temel maddede özetledi:
"Sayın Öcalan'ın görüşlerini dört başlıkta özetleyebilirim. Diyor ki:
* Birincisi; Süleymaniye ve Erbil arasındaki parçalı durum sona ermeli. Sorunlar demokratik ilkeler etrafında çözülmeli ve ortaya merkezi bir bölgesel hükümet çıkmalı.
* İkincisi; Kurulacak bu bölgesel hükümette Kürdistan Bölgesi'ndeki bütün güçlerin ve dinamiklerin söz ve siyaset hakkı olmalı. Çünkü her parçalı duruş, bölgeyi saldırılara daha açık hale getiriyor.
* Üçüncüsü; İran, başta Süleymaniye ve Erbil olmak üzere Kürdistan Bölgesel Yönetimi topraklarına yönelik saldırılarını derhal durdurmalı, idamlara son vermeli.
* Dördüncüsü; İran, Kürtlerin haklarını tanımalı ve demokratik bir yaklaşım sergilemeli. Türkiye de bu süreçte pozitif bir rol oynamalı. Eğer İran, Kürtlere yönelik saldırı politikasında bir değişikliğe gitmez, idamlara son vermezse, Kürtlerin ulusal birlik ruhuyla kendilerini savunmaktan başka bir çaresi kalmaz. Kürtler bunu elbette başka hiçbir gücün koçbaşı olmadan, kendi iradeleriyle yapmalı."
Bakırhan konuşmasını, Kürt örgütlerinin bugüne kadar dengeli bir duruş sergilediğini ve İran’ın bu tabloyu doğru okuyarak hareket etmesi gerektiğini vurgulayarak tamamladı.